|
ÇOCUKLARI KORUMA KANUNU TASARISI ÜZERİNE GÖRÜŞLER
Giriş
Ülkemizde çocuk
refahı alanında var olan hizmetlerin farklı yasal düzenlemeler
altında ve çeşitli kuruluşlar tarafından verildiği bilinen bir
durumdur. Var olan bu dağınıklık ve daha da önemlisi kapsamlı ve
kapsayıcı bir çocuk politikasının olmaması başta sosyal hizmetlere
ihtiyaç duyan çocukları, aileleri ve bunun yanı sıra bu alanda
çalışan meslek elemanlarını etkilemektedir. Çocuk refahı alanında
çalışan meslek elemanlarının başında tüm dünyada olduğu gibi
sosyal hizmet uzmanları (sosyal çalışmacılar) gelmektedir.
Tasarı,
Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu ve Sosyal
Hizmet Uzmanları Derneği tarafından oluşturulan birbirinden
bağımsız iki komisyon tarafından incelenmiş ve bu komisyonlar daha
sonra bir araya gelerek görüşlerini raporlaştırmıştır:
1)
Kanun Tasarısında, çocuk mahkemelerinin kuruluş, görev ve
yetkilerine ilişkin hükümler, korunma ihtiyacı olan çocuklar
hakkında alınacak tedbirler/suça sürüklenen çocuklar hakkında
uygulanacak güvenlik tedbirleri bir arada düzenlenmeye çalışılmış
ancak Kanun Tasarısı, bir bütün olarak çocukları koruma ihtiyacını
gidermekten uzak kalmıştır.
2)
Tasarı çocuklarla ilgili alınacak tüm tedbirlerin SHÇEK tarafından
uygulanması gerekliliğine işaret etmekte ancak Kamu Yönetimi Temel
Kanunu sosyal hizmetlerin yerel yönetimler ve il özel idareleri
tarafından sunulmasını öngörmektedir.
3)
Tanımlarda yer alan “özel korunma ihtiyacı olan çocuk”, 2828’deki
korunmaya muhtaç çocuk tanımı yerine önerilmektedir. (Bedensel,
zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel
güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç
mağduru çocuk)
2828 sayılı yasanın KMÇ tanımındaki
yetersizliklerin ve sorunların yeterince irdelenmediği
anlaşılmaktadır. Asıl sorun tanımın kapsamına giren çocukların
nasıl belirleneceğidir. 2828’de olduğu gibi korunma kararı mahkeme
tarafından mı verilecektir? Bu gereklilik uygulamaları çok
yavaşlatmakta; “özel korunma ihtiyacı olan çocuk” tanımına girdiği
halde hakkında mahkeme kararı olan çocuklarla mahkeme kararı
olmayan çocuklar arasında farklı uygulamalara sebep olmaktadır. Bu
gerçekler ışığında eski tanım ile yenisi arasında pratik bir fark
bulunmamaktadır.
4)
Özel korunma ihtiyacı olan çocuğun (korunmaya
muhtaç çocuğun) belirlenmesi ve değerlendirmesi bilimsel-mesleki
ölçülerle yapılmalı ve bu konuda yetişmiş profesyonel elemanlar
(Sosyal Hizmet Uzmanı) yetkili olmalıdır. Mahkeme kararı yalnızca
belirli tedbir kararlarının uygulanmasında gerekebilir. Hangi
tedbir kararlarının mahkeme kararı gerektireceği konusu ayrıca
değerlendirilmelidir.
5)
Öte yandan özel korunma ihtiyacı içinde olan çocuklara uygulanacak
tedbirlerin içerik ve kapsamları ve kimler tarafından ne şekilde
tespit edileceği konusu muğlâktır.
6)
Düzenlemede yer alan en sakıncalı kavram sosyal çalışma görevlisi
kavramıdır. Burada yer alan tanıma göre sosyal çalışma görevlisi
“Pedagoji psikoloji, sosyal hizmet ve çocuk gelişimi ve eğitimi
alanlarıyla ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki meslek mensuplarını”
ifade etmektedir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki bu tanımda
yer alan Pedagoji (pedagog) mesleğinin ve eğitiminin Türk
üniversiter sistemdeki karşılığı nedir, anlaşılamamaktadır.
Pedagog olarak yetişmiş ve bu adla alanda çalışan kimse olmadığı
halde büyük bir olasılıkla adı çeviri olan bu mesleğin ısrarla
kadrolarda gösterilmesinin nedeni anlaşılamamaktadır.
7)
Bu
tanımdaki asıl sorun sosyal çalışmanın (social work=sosyal hizmet)
sosyal çalışmacılar (sosyal hizmet uzmanları) yerine sosyal
çalışma görevlileri (Pedagoji psikoloji, sosyal hizmet ve çocuk
gelişimi ve eğitimi alanlarıyla ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki
meslek mensupları) tarafından yerine getirileceğinin belirtilmiş
olmasıdır. Bu anlayış, 100 yıldan fazla bir zamandır dünyanın her
yerinde (o arada ülkemizde de 1961 yılından beri) bir meslek ve
disiplin olarak kabul edilmiş olan sosyal çalışmayı (sosyal
hizmeti), birbirinden farklı bilgi ve beceri donanımına sahip
meslek ve disiplinlerden herkes tarafından yerine
getirilebilir olarak değerlendirilmiş olduğunu göstermektedir.
Avrupa Birliği normlarını benimseme arayışı içerisindeki bir
ülkenin o ülkelerde asla karşılaşılmayacak olan bu türden bir
yaklaşımı yasalara alması büyük bir yanlış olacaktır. Avrupa’da
bilgiye ve uzmanlaşmaya duyulan saygının bir sonucu olarak bu
meslekler kendilerine ait kimliklerle ve kendilerine özgü görev
alanlarında çalışırlar.
8)
Yasa tasarısının ilerleyen bölümlerinde yer alan, konu ile ilgili
düzenlemeler (md.32, 33, 34, 35 vb.) de göstermektedir ki çocuk
koruma sürecinde mesleki işlevler salt sosyal çalışmanın (sosyal
hizmetin) işlevlerine indirgenmiş buna karşılık bu işlevlerin de
birbirinden farklı meslek ve disiplinlerce yerine getirilmesi
öngörülmüştür. Sosyal çalışma işlevleri itibariyle korunurken bu
işlevleri yerine getirecek meslek elemanlarının uzmanlık
gerektiren bilgi ve becerileri yok sayılmıştır.
9)
Temel ilkeler başlığı altında (md.4/j fıkrasında) yer alan
tedbir kararlarının verilmesinde ve uygulanmasında “toplumsal
sorumluluğun paylaşılması”ndan söz edilmektedir. Sorumluluğun
nasıl ve kimler arasında paylaşılacağı konusu açık değildir.
10)
Yine aynı başlık altında yer alan “çocuklar
hakkında yürütülen işlemlerde, yargılama ve kararların yerine
getirilmesinde kimliğinin başkaları tarafından belirlenememesine
yönelik önlemler”in (md.5/ı) gerekçesi ile birlikte daha açık
ifade edilmesi gerekir.
11)
Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin öngörüldüğü
bölümde (Madde 5-b) eğitim önleminin çok dar anlamda ve yetersiz
yorumlandığı görülmektedir. Örneğin temel eğitim çağındaki
çocukların kamuya ya da özel sektöre ait işyerlerine
yerleştirilmesi nasıl olacaktır?
12)
Barınma
tedbiri, barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı
tehlikede olan hamile kadınlara uygun barınma yeri
sağlamayı amaçlamaktadır (Madde 5- 1/e). Çocuk koruma yasasında
yetişkinlerle ilgili bir düzenlemeye neden gerek vardır? Geçici
barınma tedbiri neden yalnız çocuklar için alınmıyor? Örneğin
evden kaçan ve geçici barınma sırasında yapılacak sosyal
hizmetlerle (çalışmalarla) evine döndürülmesi olanaklı çocuklar bu
tedbirden yararlanamazlar mı?
13)
Kuruma başvuru (Madde 6/1) ile ilgili olarak
“Adlî
ve idarî merciler, kolluk görevlileri, sağlık ve eğitim
kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, özel korunma ihtiyacı olan
çocuğu Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bildirmekle
yükümlüdür. Çocuk ile çocuğun bakımından sorumlu kimseler çocuğun
korunma altına alınması amacıyla Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumuna başvurabilir” deniyor. Bu durum aşağıdaki
soruları akla getirmektedir:
Bireylerin sorumluluğu yok mu?
Medyaya yansıyan olaylar ihbar sayılmayacak mı?
SHÇEK yalnızca kendisine bildirilen vakalara mı
bakacak?
Her ne yolla olursa olsun SHÇEK haberdar olduğu
vakalar hakkında harekete geçmek zorunda değil mi?
Nitekim 2.fıkrada
“Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu kendisine bildirilen
olaylarla ilgili (yalnızca kendisine bildirilen olaylarla
ilgili mi?)olarak gerekli araştırmayı derhal yapar” denmektedir.
14)
Koruyucu ve destekleyici tedbir kararı alınması ile
ilgili düzenlemeler arasında (Madde 7/4) “Hâkim, hakkında koruyucu
ve destekleyici tedbire karar verdiği çocuğun denetim altına
alınmasına da karar verebilir” deniyor. Denetim altına almak
bir tedbir ise tedbirlerle ilgili bölümde tanımlanmış değil.
15)
Madde 8- (2)’de tedbir kararlarının uygulanmasının, kararı veren
hakim veya mahkemece en geç üçer aylık sürelerle incelettirileceği
belirtilmektedir. Bu uygulamanın adalet kurumlarına/çocuk refahı
kurumlarına ekstra bir bürokrasi getireceği öngörülebilir. Dahası
bu incelemenin kimler tarafından yapılacağı konusu belirsizdir.
16)
Acil korunma kararı alınması başlığı altında
düzenlenen (Madde 9/1) “korunma kararı” md. 5’te belirtilen tedbir
kararlarından (bakım, barınma, eğitim, sağlık vb) farklı mıdır?
Başka bir deyişle hakkında tedbir kararı alınan çocuk korunma
altına alınmış sayılmayacak mı ya da acil korunma altına alınan
çocuk hakkında tedbir kararı alınmış sayılmayacak mı?)
17)
Md/ 9/2’de çocuk için en fazla 30 gün için acil
koruma kararı verilebileceği, bu süre içinde kurumca yapılacak
sosyal inceleme sonucunda (her halde sosyal hizmet uzmanı=sosyal
çalışmacı tarafından yapılacak) tedbir kararı alınmasının
gerekmediği sonucuna varılırsa bu yöndeki görüşün ve sağlanacak
hizmetlerin hâkime bildirileceği ifade ediliyor. Oysa bu çocuklar
için en başta geçici barınma tedbiri uygulansa ve tüm bu işlemler
öyle yapılsa belirtilen dolaylı ve karışık işlere gerek kalmazdı.
18)
Md. 9/3’te “kurum, çocuk hakkında tedbir kararı
alınması gerektiği sonucuna varırsa, hâkimden koruyucu ve
destekleyici tedbir kararı verilmesini talep eder” deniyor.
Koruyucu ve destekleyici tedbir kararı, acil korunma kararından
daha ileri bir koruma düzeyi mi öngörüyor acaba? Acilen alınan
korunma kararı da bir tür koruyucu ve destekleyici tedbir kararı
değil midir?
19)
Madde 10/1’de bakım ve barınma kararlarının yerine
getirilmesini öngören düzenleme halen var olan Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumunun gerçekleriyle bağdaşmıyor. Şöyle ki
kendisine intikal eden olaylarda acil bakımı gerektiren durumlar
ile diğer bakımı gerektiren durumda gerekli önlemler derhal
alınarak çocuğun, resmî veya özel kuruluşlara
yerleştirileceği söyleniyor ki ülkemizde haklarında korunma kararı
alınan çocukların yerleştirilebileceği özel kuruluşlar yoktur ve
mevcut yasal düzenlemelere göre olması da olanaklı değildir.
20)
Meslek elemanlarının görevleri sosyal incelemeyle sınırlandırılmış
dahası çocuğun refahı ve esenliği için olmazsa olmaz birçok
mesleki çalışma zorunluluk olarak değil sadece hakimin isteğine
bırakılmış durumdadır (md.13/2, 15/2, 22/1).
21)
Çocuğun nakli sırasında (Madde 18/1) çocuklara
zincir, kelepçe ve benzeri aletler takılamayacağı söylendikten
sonra; zorunlu hâllerde çocuğun kaçmasını, kendisinin veya
başkalarının hayat veya beden bütünlükleri bakımından doğabilecek
tehlikeleri önlemek için kolluk tarafından gerekli önlemlerin
alınacağı söylenmiş. Burada sözü edilen “gerekli önlemler” zincir,
kelepçe ve benzeri aletleri içeriyor mu? Eğer öyle ise burada
gösterilen istisnanın uygulamada genel uygulama haline gelme riski
düşünülmüş mü?
22)
Mahkemelere atananların, görevleri süresince,
alanlarında uzmanlaşmalarını sağlama ve kendilerini
geliştirmelerine yönelik hizmet içi eğitim almaları sağlanır
(Madde 32/2) denmektedir. Psikologun alanı psikoloji, sosyal
hizmet uzmanının alanı sosyal hizmet mi yoksa hepsi de “sosyal
çalışma görevlisi” sayıldıkları için sosyal çalışma mı, bu husus
anlaşılamamaktadır.
23)
Denetim altına alınan çocukla ilgili olarak
denetimli serbestlik ve yardım merkezi şube müdürlüğü
tarafından görevlendirilecek denetim görevlisinde (Madde 37/1)
aranan hiçbir özellikten söz edilmemektedir. Bunlar görevleri
itibariyle (md. 38/1) tümüyle sosyal hizmet uzmanının yapabileceği
(yapması gereken) işlerdir ve yasada da öyle düzenlenmelidir.
Doç. Dr. Kasım Karataş
Prof. Dr. Gönül Erkan
Hakan Acar
|