MENÜ

 Ana Sayfa
 Duyurularımız
 Basın Açıklamalarımız 
 Faaliyetlerimiz
 Bültenlerimiz  Görüşlerimiz
 


ŞUBELERİMİZ

Marmara Bölgemizi
 Ege Bölgemiz
 İç Anadolu Bölgesi
 Akdeniz  Bölgesi
 Karadeniz Bölgesi  Güney / Doğu Anadolu Bölgesi
 


İNTER-AKTİF

İletişim
Derneğimize Üyelik
Forum
Yayınlarımız
İnsan Kaynaklarımız Kitap


 



MAİL GRUBUMUZA KATIL

 

ASEMAN LAPSETY İSTASYON ÇOCUKLARI KURUMU VE GENÇLERİN GECE KEFELERİ PROJESİ
Hannu Penttinen M. D. Director
  
Çev: Neşe HACISALİHOĞLU *

         Sanayi devriminin başlangıcından bu yana yaşanan ekonomik ve sosyal deneyimler göstermiştir ki; işsizlik, yoksulluk ve eğitimsizlik v.b sorunlar toplumsal düzeni sarsan ulusal ve uluslar arası sonuçlara yol açmaktadır.Ekonomik ve toplumsal kalkınmanın gerçekleştirilmesi, ve kalkınmanın sonuçlarından herkesin eşitlik içinde yararlanması, insan haklarının da bir gereğidir.

         İnsan haklarının gerçekleştirilmesi yalnız felsefi ve ahlaki bir sorunsal olarak görülemez, somut maddi nedenleri vardır.

 Ekonomik ve toplumsal sorunların yakından incelenmesi ve aralarındaki ilişkinin doğru kavranması gerekir.Ne ekonomik sorunlar toplumsal boyutun dışlanmasıyla,ne de toplumsal sorunlar ekonomik boyutun dışlanmasıyla çözülebilir..Bu anlayışla sosyal hizmetleri ekonomik ve toplumsal kalkınmanın ayrılmaz bir parçası saymak yerinde olur.Bu anlayış,sosyal devlet/refah devleti anlayışının da bir sonucudur.

         İnsan hakları düşüncesinin dünya halkları arasında yaygın bir şekilde benimsenmesi sosyal hizmetlerin gelişmesinde de büyük bir aşamadır.İnsan hakları alanındaki gelişmeler, bireyin çevresine uyum konusundaki güçlüklerini yenerek kişiliğini geliştirebilmesi için engelleri kaldıran, devletin yapıcı sorumluluğunu harekete geçiren etken olarak tarihsel bir önem taşır.

         İnsan potansiyelini ve kaynağını geliştirme üzerine odaklanan Sosyal Hizmet uygulamasının odağı, insanlar ve kaynak sistemleri arasındaki etkileşim ile bağlantılar birey ve sistemlerin işlevselliğinde karşı karşıya kalınan sorunlardır.

         Sosyal Hizmet’in amacı bu yüzden;

         1-İnsanların problem çözme ve baş etme kapasitelerini geliştirme.

         2-İnsanlara kaynak hizmet ve şanslar tanıyan sistemler ile insanları bağlantılandırmak.

         3-Bu sistemlerin etkili ve insancıl çalışmasını geliştirmek.

         4-Sosyal politikanın geliştirilmesine ve işletilmesine katkı vermek

olarak ifade edilebilir.

         Sosyal Hizmet insanlara

         1-İhtiyaç duydukları ve hakları olan kaynaklara ulaşmalarında,

         2-Problem çözme kapasitelerini geliştirmelerinde

         3-Müracaatçılara hizmet sunanların gelişimini destekleme yolu ile örgütlerin gelişmesini teşvikte,

         4-Özel ve Kamu Kurumlarında sosyal sağlık ve çevresel politikaları etkileyerek destek sağlar.

        Sosyal Hizmet mesleğini vücuda getiren 2 temel nokta;bireyin değer ve onuruna saygı ile uygun sosyal koşullar altında bireyin ve toplumun değişip gelişebileceğine dair olan inançtır.

Sosyal Hizmet temel ihtiyaçların karşılanması ve sorunların çözümlenmesi ile ilgilenirken ;konuya ilgili anılan ihtiyaçların giderilmesi ve sorunların çözümlenmesinin insanlar açısından bir hak olduğu nosyonundan kaynaklanır.Sosyal Hizmet tüm mesleki faaliyetlerini insanların ihtiyacı olduğu için değil, insanların hakkı olduğu için gerçekleştirir.Sosyal Hizmet’in ilgilendiği her temel ihtiyaç eş değer bir pozitif hakka dönüştürülebilir.Sosyal Hizmet mesleğinin ilgisine ve müdahale alanına giren her konu esasen hak kavramı temelinde tanımlanabilir,ele alınabilir.

          Sosyal Hizmet bir bütünün parçaları olan ( Coğrafya – Politika – Sosyal-ekonomik - -Kültürel --- Manevi alanlar  ) 5 alanda uygulanır.

          Sosyo-ekonomik alanda var olan olanaklar ( çalışma,sağlık,eğitim,sosyal güvenlik,sosyal hizmetlere ulaşma )yeterli değilse ,Sosyal Hizmet mesleki çalışmalarını bu kaynakların dağılımını dengelemeye yönelerek ,temel insan haklarının gerçekleştirilmesine çabalar. Manevi alanda yer alan değerlerin insan haklarına uygun olmaması durumunda,anılan değerlerin değiştirilmesine yönelik uygulamaların gerçekleştirilmesi mesleğin temel fonksiyonu haline gelir. 

SOSYAL HİZMETİN FELSEFİ DEĞERLERİ 

           İnsan hakları içinde olmazsa olmaz bir koşul olan yaşamın değeri  ve canlıların varoluşu; , onu izleyen tüm değer ve ideallerin kaynağıdır.Yaşam , insani ya da gayri insani her parçası ve biçimiyle bağlantılı ve bağımsızdır.Herhangi bir yönünün parçalanması insan türünü incitmek suretiyle sosyal dokuyu ve yaşam bağını etkiler.Yaşam değerine göre, acı ve ölüm yalnızca bireysel bir olgu değildir.Zira başkalarının zevk almasını, mutluluğunu ve yaşamını da etkiler.

Fiziksel sağlık, yaşam değerinin ve kalitesinin önemli bir yönüdür.Hava kirliliği, susuzluk, sağlık programlarının yetersizliği yaşamı tehdit eden en önemli faktörlerdendir.

          Yaşam gibi özgürlük de en önemli insan değeri olup, insan onuru ve insan yaşamının değeriyle yakından bağlantılıdır.

          İHEB ‘ nin  ikinci  maddesinde “ Bütün insanlar özgür doğmuştur, “ ilkesi yer almaktadır.Özgür doğmuş olma ve özgürlük hakkı, her insanın kendi yaşamını dilediği biçimde sürdürmekte özgür olduğunun varsayar.Bu özgürlüğün kullanılabilmesi çoğunlukla maddi ve diğer sınırlılıklar yoluyla kısıtlanır. Bir insan değeri olan özgürlük insan onuru ve insan yaşamının değeriyle yakından bağlantılıdır.

         İHEB ‘ nin  birinci  maddesinde “ Tüm insanlar için eşitlik “ ilkesi yer almaktadır.Ancak insanların  eşitliği konusunun yaşamda mükemmel bir biçimde uygulandığı söylenemez.Biyolojik faktörleri, psişik, sosyal kültürel ve ruhsal ihtiyaçları ve başkalarının refahına bireysel katkıları temel alan adalet veya adaletsizliğin , eşitlik ve eşitsizliğin incelenmesini gerektiren adalet ilkesinin yapı taşlarından biri olan eşitlik ilkesinin kabul edildiğinde herhangi bir kişi yada gruba ayrımcılık yapmak imkansızlaşır.Ayrımcılık, insanı bir işleve, özelliğe, düşünceye indirgeyerek onun kendine özgü çeşitlilik ve bütünlüğünün algılanmasını engeller.

          Toplumun temelini oluşturan adaletin, yasal,adli, sosyal ,ekonomik vb.değişik yönleri değerlendirilmelidir.

          Yargı yönetiminde tarafsızlık, toplumun savunmasız üyelerinin haklarını korumak için , önemli bir araçtır.

          Sosyal adalet, temel insan ihtiyaçlarının doyurulmasını ve maddi kaynakların eşit paylaşımını içermektedir.Sağlık ve eğitim alanlarındaki temel hizmetlerde, baştan eşit şansa sahip olunmasını, dezavantajlı kişi ve grupların korunmasını ve ödül / ceza, tüketim ve kazanç alanlarında bir düzey tutturulmasını amaçlar.

 Dayanışma , insanoğlunun acı ve kederini yalnızca anlamak ve empati geliştirmek değil aynı zamanda acı çekenleri ve nedenlerini teşhis etmek ve acı çekenlerin tarafında olmak demektir. Dayanışma , bireylerin ötesinde ailelere,gruplara, topluluklara  d, etnik gruplara dek uzanır. Dayanışma , yokluktan, kaynakların eşitsiz dağılımından,sosyal ihmal ve adaletsizlikten doğan bir çok trajedi için gereklidir.Yoksulluk, açlık, açlıktan ölüm, evsizlik ve geçinme araçlarının yokluğu, en büyük insan haklar ihlallerinden bazılarıdır. Yaygın, gizli ve görünmez olmasına rağmen acının yoğun olduğu ve daha az dramatik koşullar varmış gibi görünen böylesi durumlarda dayanışmaya  daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.

          Toplumsal sorumluluk, acı çekenlerin ve kurbanların yararına hareket etmek , onların tarafını tutmak, onları savunmak ve onlara yardım etmektir. Böylece toplumsal sorumluluğa dayanışmanın mantıksal sonucunun yerine getirilmesi denilebilir.” Ayrıcalıklı olanların , dezavantajlılara karşı sorumluluğu bulunmaktadır. Toplumsal sorumluluk ifadesinin altında velayet düşüncesi de yatmaktadır.Hangi konuda olursa olsun; sahip olduklarımız paylaşılmalı ve başkalarının  iyiliği için kullanılmalıdır. Barış; kendi içinde, başkalarıyla ve çevreyle uyumun nihai hedef olarak konduğu, beslenmesi ve uğrunda çaba gösterilmesi gereken bir değerdir. ( İnsan Hakları Ve Sosyal Hizmet ,2002) 

          İnsan hakları kavramının gelişimine katkı veren  Sosyal hizmet ; hem bireyin hem de bireyin içinde yaşadığı durumun sosyal işlevsellik ve sosyal refah açısından daha iyi bir konuma getirilmesinde fonksiyoneldir.Bu açıdan insan hakları adeta insan olmanın anlamı, istenilen toplum biçimi ve onurlu bir insan yaşamının ön koşullarını çizmektedir..Sosyal Hizmet ve insan haklarının bireye ve onurlu bir yaşama ilişkin idealleri paralellik göstermektedir. 

YAŞLILIK VE YAŞLANMA 

20. yüzyıl, ortalama yaşam süresinin uzaması açısından bir devrime tanıklık etmiştir.Ortalama yaşam süresi, 1950-2000 yılları arasında 20 yıl artarak 66 yıl olmuştur ve 2050 yılına kadar 10 yıl daha artması beklenmektedir.

Gelişmiş ülkelerde yaşlıların büyük bir kısmı kentsel bölgelerde, gelişmekte olan ülkelerde ise kırsal alanlarda yaşanmaktadır.Demografik tahminler, 2025 yılına kadar, gelişmiş ülke nüfuslarının %28’sinin, gelişmekte olan ülke nüfuslarının ise, yarısından daha az bir kısmının kentsel alanlarda yaşayacağını göstermektedir.Gelişmekte olan ülkelerde , kırsal alanlardaki yaşlı oranı, kentsel alanlardan daha yüksektir.Gelecekte gelişmekte olan bir çok ülkenin kırsal alanlarında daha fazla sayıda yaşlı popülasyonun  yaşayacağını göstermektedir.

          21.yüzyıldaki hızlı yaşlanma süreci ile ilgili karşılaşılabilecek sorunların azaltılması için, sektörlerin tümünde bütün düzeylerde tutum, uygulama ve politikalarda değişiklikler gerekmektedir.Aslında, dünyada, birçok yaşlı güvenli  ortamda saygın şekilde yaşlanmakta ve bu süreçte, aile ve toplum aktivitelerine aktif olarak katılmaktadır.Her yerde insanların güvenli ve saygın şekilde yaşlanmalarını ve toplumlarında bütün haklara sahip birer vatandaş olarak yaşamaya devam etmelerinin garanti etmek gerekir.Sağlıklı ve güçlü yaşlılık dönemi temellerinin yaşamın ilk yıllarında atıldığı kabul edilerek; bireysel ve toplumsal yaşlanma ile ilgili anahtar öncelikler üzerinde odaklaşılması önemlidir.

          Yaşlanma 2002 Uluslararası Eylem Planında yaşlıların tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden yararlanması temel alınarak, eylem önerileri;Yaşlılıkta sağlık ve iyi olma durumunun arttırılması,yaşlılar ve kalkınma,yaşlılara güvenli,kolaylaştırıcı destekleyici çevre koşullarının sağlanması olarak üç konuda toplanmaktadır.

          Yaşlıların tam olarak katılımı ile oluşan, eşitlik esasına dayalı ve ayrımcılığın olmadığı, bütün yaş gruplarını kapsayan bir toplum yaratılmasında kalkınma hakkı da dahil olmak üzere, bütün insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi gerekmektedir.Yaşa bağlı ayrımcılıkla mücadele etmek ve saygınlığını geliştirmek, yaşlıların hak ettiği saygının gösterilmesi için esastır.Bütün insan haklarının ve temel özgürlüklerin geliştirilmesi ve korunması, yaş gruplarının tümünü kapsayan bir toplum oluşturulmasında önemlidir.Bu nedenle, kuşaklar arası karşılıklı ilişki, çok yönlü ve etkili iletişim kurma yoluyla geliştirilmeli, önemi vurgulanmalı ve güçlendirilmelidir.

          Yaşlanma; her canlı için döllenme ile başlayıp ölüme kadar devam eden biyolojik bir süreç ise de katılım, yaşam biçimi, yapılan iş, beslenme alışkanlıkları, geçirilen kronik hastalıklar ve kişilik özellikleri vb. gibi etmenler nedeniyle bireysel farklılıklar söz konusudur.

          Bir olgunlaşma, bilgi ve deneyim birikimi olan yaşlılık döneminde; yaşlının yargılama yeteneğinde artma ve ihtiyatlı olma durumu da söz konusudur.Fiziksel güçten düşme ve emeklilik gibi istemli ve istemsiz nedenlerle toplumdan uzaklaşan, sosyal etkileşimi en aza inen, yalnızlığa ve içine kapanmaya itilen yaşlı için ,en kötüsü çocukları, torunları ve yakınlarınca soyutlanmaktır.Ailelerinin onlara bakmayacağı / bakamayacağı düşüncesi ,yaşlının bunalıma girmesine neden olmaktadır.

          Çekirdek ailenin doğası gereği; sanayi toplumunda yaşlı insana yer verilmediğinden, psikolojik ve toplumsal destekleyici olan ailenin yok olması, yaşlının özgüveninin yitimine, yetersizlik, faydasızlık duygularına kapılmasına yol açmaktadır.Çağdaş toplumlardaki  çok yönlü değişim ve ilerlemenin, yaşlıya verilen değeri ve saygıyı ,modernleşme ile aza indirgediği bilinmektedir.Bazı kültürlerde yaşlılıkla saygınlık artsa da, yaşlının yine de sosyal fonksiyonlarından vazgeçme zorunluluğu doğmaktadır.

         Emeklilik de yaşlı kişinin mesleki değer kaybına neden olmaktadır. Emekliliğe bağlı olarak da gelir kaybına uğrama, olanakları sınırlamakta ve sosyo-ekonomik statü kaybına yol açmaktadır. Gelir kaybı; kişinin ailedeki rolünü  de sarsmaktadır.Sosyal dünyadan yavaş yavaş geri çekilme sürecine giren yaşlının, diğer bireylerle etkileşimi azalsa da, bu durumun tamamen yaşamdan kopma olarak algılanmaması gerekir. Bazı yaşlı kişilerin sosyal ve psikolojik karakterlerine bağlı olarak; uzun yıllar toplumsal katılımı sürdürdükleri de bir gerçektir.Yaşamdan kopan, ego bütünlüğü sağlayamayan, sosyal etkileşimi azalan yaşlılardan; toplum  da elini çekmektedir.Yaşlı kişilerin temel toplumsal kurum yapılarına katılımını azaltan emeklilik ve dulluk; bazıları için yıkıma, bazıları içinde bağımsızlık ve özgürlük duygularına yol açmaktadır.Üretici konumdan, tüketici konuma geçen yaşlının, gençlik yıllarında kendisi ve çevresi için kurduğu yaşamla ilgisini sürdürmesi ; sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan önemlidir. 

İNSAN YAŞAMI , YOKSULLUK,YAŞLILIK
 

          İnsan yaşamının özel yönleri kadar genel yönleriyle de ilgili olan ve çoğu birbiriyle bağlantılı ve temel insan hakları perspektifinde Yoksulluk,Cinsiyet Ayrımcılığı  Irkçılık, Din ,Çevre ve Kalkınma gibi genel temalardan etkilenerek bunların karşısında incinebilir olan  / savunmasız kalan Çocuklar-, Kadınlar - Yaşlılar - Özürlüler - Mahkumlar,tutuklular -Mülteciler –Göçmenlere ilişkin nedenlerin,belirtilerin ,eksikliklerin ve nüfusun eylem ve çözüm için potansiyelin insan haklarına saygılı olan ve saygılı olmayan ülkeler bazında analiz edilmesi gerekir

          Yaşlılar; yoksulluk karşısında savunmasız olan gruplar içinde yer almaktadır.Yaşlılıkta;  Mikro düzeyden makro düzeye yaşlılığa hazırlamanın olmaması-Sağlık durumu ve beklentiler/gelir sorunlar-Yaşlıların değerlendirilmemiş potansiyel-Yaşlıların aile içinde değişen rolleri-Demografik eğilimler ve bunların etkileri-Kurumlarda kalan yaşlıların hakları-Bağımsız yaşamı kolaylaştıran hizmetler-Sürekli eğitim, meslek, istihdam-Genç ve daha yaşlı kişiler-Saygın yaşam ve ölüm-Diğer boyutlar  önemlidir.

          Yaşlıların yüz yüze oldukları temel belirti marjinalizisyondur.Geleneksel olarak(bazı toplumlar hariç )yaşlılık olumsuz değerlendirilir.Pek çok ülkede geniş ailenin giderek azalmasıyla yaşlılar aile içindeki önemli konumlarını kaybetmektedirler.Kırsal yaşamdan kentsel yaşama geçiş kadar yaşam süresinin uzaması da mevcut krizin nedenlerindendir.Diğer etkenlerin yanı sıra, özgüvenlerinin azlığı,göreli yoksullukları,kurum bakımı hizmetini ikinci derecede kabul edilebilir görmeleri, kuşaklar arası gerilim krizi oluşturan bileşenlerdir.Aksaklıklar çeşitlidir.Öte yandan, yaşlı insanların değerlendirilmemiş olan potansiyeli tanınmamakta ve kullanılmamaktadır.Bütün hizmetler, yaşlıları tam olarak temsil etmeyen homojen bir grup için üretilmektedir.Ancak, temel eksiklik kişilerin yalnızca yaşa göre damgalanmasından ve kategorize edilmesinden kaynaklanmaktadır.

           Uluslararası Belgeler  ve Bölgesel Belgeler dayanağında ; yaşlı insanların yaşamında oluşan krizin  önlenmesi için destek sistemlerinin oluşturulması, yaşlıların kendilerine güvenin arttırılmasın için  çaba göstermesi,onların haklarını ihlal eden hizmet sunumu modellerinin reddedilmesi için ikna edici olunması, kendine yardım gruplarının kurulmasına aktif olarak yardımcı olunması, kendilerini ifade etmeleri ve geliştirmeleri için birbirleriyle işbirliği yapmalarının sağlanması ve desteklenmesi gerekir. (İnsan Hakları ve Sosyal Hizmet 2002) 

YAŞLI  İSTİSMARI
 

          Türkiye nin nüfus ve toplumsal yapı özelliklerinden dolayı yaşlılık henüz ülkemizde ciddi bir sorun düzeyine gelmemiştir. Ancak toplumdaki değişimlere paralel olarak genelde büyük şehirlerde sorun olarak ortaya çıkmaya başlamıştır.Son yıllarda huzurevlerine girmek isteyen yaşlı sayısındaki artış da bunu göstermektedir.

         Ülkemizde yaşlılık alanında yapılmış araştırmalar çok az sayıdadır.Yaşlılığın yakın bir gelecekte önemli bir sorun olacağı göz önüne alınacak olursa bu alanda araştırmaların yapılması ve çözüm önerilerinin getirilmesi kaçınılmaz olacaktır.

          Yaşlı istismarı sosyal bir problem olarak görülsede son yıllarda suç olarak  bakıl

maya başlanmıştır.Ülkemizde ise yaşlı istismarı yeni bir olgudur.Dünya literatüründeki araştırmalara göre istismara uğrayan yaşlılardan pekçoğu 75 yaşın üzerindeki,hastalık ya da sakatlık yüzünden savunmasız durumda olan ve istismarcı ile aynı evi paylaşan kadınlardır. Saldırganın  ise büyük ihtimalle psikolojik sorunları  olduğu,alkol ,uyuşturucu kullandığı ve küçüklüğünde şiddete tanık olduğu  düşünülmektedir.  Ayrıca  işsizlik,ekonomik sıkıntılar sosyal izalasyonda bu kişilerin çoğunda görülen ortak  özelliklerdir.

           Fiziksel istismara uğrayan yaşlılarda ise ekimozlar,kırıklar,yanıklar ve buna eşlik eden psikolojik rahatsızlıklar görülebilmektedir.

          Türkiye de yaşlı istismarına yönelik ilk araştırmayı 1996 yılında Sosyal Hizmet Uzmanı Taner ARTAN yapmıştır.İstanbul ilinde huzurevine girmek üzere müracaat eden 113 yaşlı ve yakınları ile yapılan ‘’Aile İçi Fiziksel Yaşlı İstismarı’’konulu araştırma sonucuna göre;

          Yaşlıların %25.66 sının fiziksel istismara maruz kaldığı,büyük çoğunluğunun tokat atma ve şiddetli dövülme ile cezalandırıldığı,istismarı yapanların tamamına yakınının akraba olduğu ve bunların başında ise gelinlerin (%41.37) geldiği,yaşlı yakınlarının %86.72 sinin yaşlılardan rahatsızlık duyduğu,yaşlı istismarını kabul etmedikleri çünkü bunun bir suç olması,toplum tarafından dışlanma korkusu ve problemin aile içinde tutulmak istenmesi gibi neden olduğu görülmektedir.

YAŞLILIK VE SOSYAL HİZMET MESLEĞİ                  

          Yaşlılık konusunda çeşitli bakış açıları ve bunlara göre de hizmetler bulunmaktadır.Sosyal hizmet uzmanının bakışının ise yaşlı ve yaşlı sorunları yanında olmak,toplumsal ve bireysel çözümlerin üretilmesine katkıda bulunmak,kamusal hizmetlerin planlanması ve uygulanmasında yer almak şeklinde özetlemek mümkündür.

          Sosyal hizmet uzmanı yaşlı ile ilgili olarak içinde yaşadığı toplumu iyi tanımak zorundadır.Aynı ülke içinde kırsal ve kentsel alanlarda sorunun ortaya çıkışı,yaşlıya yaklaşım,ihtiyaç duyulan hizmetler,yaşlının kendini ‘’yaşlı’’ olarak tanımlaması,sosyal ilişkileri,istismara uğrama durumu ve diğer ilgili değişkenleri inceler.Özellikle toplumda gelir,eğitim,çalışma yaşamı,cinsiyet rolleri gibi farklılıkların yaşlanma konusunda önemli olduğunu da her zaman akılda bulundurur.Sosyal hizmet uzmanı çalıştığı toplumda yaşlı ve yaşlılıkla ilgili kamusal hizmetlerin planlanmasında yer almalıdır.Hizmetlerin planlanması kadar uygulamasında da önemli rolleri vardır.Sadece yaşlı ve ailesi ile mikro düzeyde çalışmalar değil,toplumu yaşlılık konusunda bilgilendirecek ve yönlendirecek bir değişme ajanı rolünü yerine getirecektir.

          Sosyal hizmet uzmanı,yaşlı ve yaşlının içinde yaşadığı toplum ile çalışırken mesleğinin çok çeşitli işlevlerini kullanır.Genel olarak tedavi edici işlevleri ön plana çıkmakla birlikte özellikle savunuculuk ve sosyal aksiyon işlevlerine ağırlık verir.Toplumda yaşlıyı hakları ile birlikte savunur ve yaşlının kendi haklarını arayabilecek duruma gelmesine yardımcı olur.Kentlerde yaşayan yaşlılar özellikle büyük kentlerde sorunları ile birlikte kaybolmaktadırlar.Bu durumun önlenmesi için gerekli çalışmalar,sosyal hizmet uzmanının savunucu ve geliştirici işlevleri ile gerçekleşebilir.

          Sosyal hizmet uzmanı,yaşlının içinde yaşadığı toplumu,aileyi ve yaşlıyı karşılaşabilecekleri olası sorunlar ve çözüm yolları ve varolan hizmetler açısından eğitir.Çünkü sorun hakkında bilgi sahibi olmamak,sorunu tam olarak görememeyi ve çözümü de ortadan kaldırmaktadır.Özellikle hastalık risklerinden korunabilme,kendi yaşamını diğerlerine bağımlı olmadan mümkün olabildiğince sürdürme,konutları yaşlılığa uygun hale getirme,beslenme alışkanlıklarını değiştirme,istismara uğramamak için kendini koruma,yakınları ile ilişkiler gibi konularda eğitim çalışmaları yapar.

       Sosyal hizmet uzmanı,yaşlılar ile çalışırken gerçekleştirmek istediği çalışmaları,diğer disiplin ve meslek elemanları ile birlikte planlar ve uygular.Yaşlıların yaşlanma süreçlerine katkıda bulunmak amacıyla sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimler de mutlaka ekibin bir üyesi olmalıdır.

 YAŞLI HİZMETLERİNE YÖNELİK SORUNLAR
 

            1-Türkiye’de yaşlı  nüfusun   yapısı  ve  hizmet gereksinimleri  bilinmemektedir   

            2-Huzurevine girmek istemeyen, evinde yalnız yaşayan yaşlıların bağımlı olmadan yaşama kapasitelerinin arttırılmasını amaçlayan evde bakım programlarının ülkemizde olmaması büyük eksikliktir.

3-Her yaşta sağlığın geliştirilmesi hedefiyle; yaşlıların da temel sağlık hizmetlerinden yararlanması, acil tedavi ve rehabilitasyon, kronik hastalıklar vb.  için çok yönlü hizmetlerin  verilmesi,devamlılığının sağlanması söz konusu olmaktadır.

4-Yaşlıların sosyal, kültürel, ekonomik ve politik katılımına yönelik ciddi sorunlar vardır.

5-Ülkemizde;çalışan bireylerin emekliliğe hazırlanabilmelerine yönelik önlemler ve uygulamalar yetersizdir..

          6-Sosyal güvenlik politikalarının yetersizliği nedeniyle sosyal güvenlik şemsiyesi altına girmemiş yada çeşitli nedenlerle dışında kalmış yaşlıların korunmasına yönelik olarak geliştirilmiş politikalar ve uygulamalar yaygın değildir.

 YAŞLI   HİZMETLERİNE   YÖNELİK     SORUNLARA   ÇÖZÜM           ÖNERİLERİ 

      1-Yaşlı nüfus yapısının belirlenip buna göre beklentilerin ve hizmet gereksinimlerinin saptanması gerekmektedir.

      2-Korunmaya muhtaç yaşlıların belirlenmesine yönelik araştırmalar yapılmalıdır. Özellikle bölgesel farklılıklar gözönünde bulundurularak yaşlılarının sorunlarının tespit edilmesi ve buna göre hizmet modeli belirlenmesinde yarar görülmektedir.

      3-Yaşlıların temel sağlık ve bakım hizmetlerinden yararlanabilmesi için gerekli olan yasal düzenlemelerin acilen yapılması gerekmektedir.

      4-2002 Sayılı Yasa kapsamında verilmekte olan yaşlı aylıklarının asgari yaşam standartını sağlayabilecek düzeyde artırılması gerekmektedir.       

      5-2002 Sayılı yasanın ücretsiz tedavi olanağının ilaç, protez/ortez alımını da sağlayacak şekilde genişletilmesi ve bu hizmetlerin yanında,  günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığı artırıcı yardımcı cihazların ( Tekerlekli Sandalye, yürüteç,koltuk değneği, baston ) ilave edilmesi gerekmektedir.

      6- Görev yapan personelin sayısındaki yetersizliğin giderilmesi, bunu yaparken de disiplinlerarası yaklaşımın çok önemli olduğunun unutulmaması gerekmektedir.

      7-Her yaşta sağlığın geliştirilmesi hedefiyle yaşlıların “Önleyici ve Koruyucu” temel sağlık hizmetlerinden yararlanması gerekmektedir.

8-Yaşlılara yönelik hizmetlerde tıbbi tedavi hizmetinden faydalanmalarında yaşlıların işleminin çabuklaştırılması ,hizmetin kalitesinin artırılması için “Geriatri Hastaneleri” veya Üniversite yada Devlet Hastanelerinde Geriatri Birimlerinin bulunması ve yaşlıların direkt bu bölümden hizmet alması gerekmektedir.

     9-Yaşlıların hayattan kopmadan yaşamlarını sürdürebilmelerine katkı sağlayacak sosyal ve sportif faaliyetlere,hobilere toplumun  yaşlanmadan önce hazırlanması için eğitim ve yönlendirmelere ağırlık verilmelidir.

     10-Yaşlılar ve yaşlı hizmetleri ile ilgili kavramlar yeniden gözden geçirilerek yaşlıları rencide etmeyecek şekilde belirlenmelidir.

     11-Yaşlılarımızın daha huzurlu ve ekonomik kaygıdan uzak bir şekilde  yaşamlarını sürdürebilecekleri kendi ailelerinin yahut gönüllü ailelerin yanında bakımlarına yönelik teşvik edici program ve çalışmalar yapılmalıdır.

.   12-Tüm dünyada yaşam süresinin uzaması ile birlikte yaşlıların ihtiyaç duyduğu    kaliteli bir yaşam için gerekli önleyici, koruyucu ve tedavi edici yaklaşımlarla ilgili çalışma ve hizmetlerin yoğunlaştırılması ve standartların geliştirilmesi için destek verilmesi, yeni gelişmelerin yaygınlaştırılması ve bilimsel çalışmaların teşvik edilmesi ve bu faaliyetlerin hükümetlerin ulusal programlarında yer alması     gerekmektedir.

13-Yaşlı hizmetlerinde hedef, sağlıklı yaşam ve kaliteli yaşam ile fonksiyonel bağımsızlık düzeyi artmış bir yaşlılık döneminin sağlanmasıdır. Bu nedenle sağlıklı yaşlanma için çalışmalar yaparken yetersizliğe neden olan hastalıkların da riskinin azaltılmasının yollarının araştırılması ve koruyucu yaklaşımların ön plana çıkartılması gereklidir.

 14-Yaşlıların sosyalizasyonunu sağlayıcı önlemler alınmalıdır,

      15-Özürlü bireylerin eğitimi için devlet destek vermektedir. Yaşlıların bakımı için de bu önemlidir. Huzurevi ücreti ve evde bakım maliyetini destekleyici girişimlerin yapılması ( ekonomik desteği sosyal güvenlik kurumlarının vermesi) gerekmektedir,

      16-Yaşlının çevresi tarafından (başta ekonomik olmak üzere) istismarını önleyici tedbirlerin alınmalıdır,

17-TBMM ‘nin gündeminde yer alan Sosyal Hizmetlerin yerel yönetimlere devrini de  içeren yasa taslağının sosyal hizmetlerle ilgili maddesinin gözden geçirilmesinde yarar görülmektedir. Zira , sosyal hizmetlerin yerel yönetimlere devri hem çalışanlar hem de sosyal hizmet  müracaatçıları  açısından yerel inisiyatiflerin etkisi altında kalmasına  yol açacaktır.Bu durum sosyal hizmetlerin adil ve insani dağılımındaki mevcut sorunlarına yeni sorunlar  eklenmesine neden olacaktır.

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği

                                                                                 Genel Merkezi

                                                       
                        

Bu Sayfayı Yazdır
 

 

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi  © Tüm hakları Sosyal Hizmet Uzmanları Derneğine aittir.