MENÜ

 Ana Sayfa
 Duyurularımız
 Basın Açıklamalarımız 
 Faaliyetlerimiz
 Bültenlerimiz  Görüşlerimiz
 


ŞUBELERİMİZ

Marmara Bölgemizi
 Ege Bölgemiz
 İç Anadolu Bölgesi
 Akdeniz  Bölgesi
 Karadeniz Bölgesi  Güney / Doğu Anadolu Bölgesi
 


İNTER-AKTİF

İletişim
Derneğimize Üyelik
Forum
Yayınlarımız
İnsan Kaynaklarımız Kitap


 



MAİL GRUBUMUZA KATIL

 

                    ENGLISH

Google
Web www.shudernegi.org

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı  geçici
1.Maddesi f bendiyle,  SHÇEK yerel yönetimlere
devrediliyor...”


    Kanun tasarısı bütün olarak değerlendirildiğinde;
özü, felsefesi ve ruhuyla  Sosyal Hizmetlerin “ İnsan
Hakları”  ve “ Sosyal Adalet ” ilkelerinin
uzağındadır. Demokrasinin gelişimi tüm toplumun
özlemiyken, yasa tasarısıyla bu özlemi de çok ileri
yıllara erteleyeceğimiz ortadadır. Demokrasilerde,
kamu hizmetlerinden eşit fırsatlarda yararlanma koşulu
temel “ yurttaşlık hakkı” olarak görülmektedir. Oysa
tasarıda, - gerekçede sık sık söz edilmesine karşın-
temel hakların eşit fırsatlarda sunulması yerel
yönetimlere,”..........işletir, işlettirir”
ibareleriyle de özel sektöre devredilmektedir. Temel
hak kullanımı, bireyin “bütçe olanakları” içine
hapsedilmektedir.
Türkiye’deki ve Türkiye dışındaki ülkelerce ülkenin
içinde bulunduğu ekonomik koşullar, bölgelerarası
ekonomik farklılıklar, bireyler arası ekonomik gelir
dağılımındaki eşitsizlikler,  bilinmektedir.
Merkezi İdare; tasarıyla, tüm bu sorunları ve
“sorunlarla baş etme” sorumluluğunu  yerel idarelere
ve piyasaya devretmekte, merkezi yetkilerini
güçlendirerek de “ piyasadaki canlanmanın getireceğini
umduğu ekonomik çıktılarla- girdilerle iç ve dış
borçlarını ödemeyi” planlamaktadır.
Açlık sınırının 600.000.000 TL. olduğu iddialarını
gerçek kabul edersek, ülkenin %90’ı, sağlık, eğitim,
sosyal hizmetler, sosyal güvenlik hizmetleri için
bütçe ayırmak bir yana, sadece barınma, ısınma,
beslenme gibi yaşamını sürdürebilecek temel insani
ihtiyaçlarını karşılamak için bütçe yapabilecek
durumdadır.
Bir başka deyişle bu tasarıyla yapılmak istenen ;
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 2-21.
maddelerinde yer alan “negatif haklar”, 22-27.
maddelerinde yer alan “ pozitif haklar ( ekonomik,
sosyal, kültürel)”, 28. maddesinde yer alan kolektif
haklar kapsamında “ herkesin bu bildirgede ileri
sürülen hak ve özgürlüklerin tam olarak gerçekleşeceği
bir toplumsal ve uluslar arası düzene hakkı vardır”
şeklindeki 3 grupta ifade edilen insan haklarının
bölünmez bütünlüğü ilkesinin -tüm özlemimiz olmasına
karşın- bir bölümünün yok sayılmasıdır.
Sosyal Adalet, temel insan ihtiyaçlarının
doyurulmasını ve maddi kaynakların eşit paylaşımını
amaçlarken sağlık ve eğitim alanlarındaki temel
hizmetlerde baştan eşit şansa sahip olunmasını,
dezavantajlı kişi ve grupların korunmasını
içermektedir. Oysa bu taslak ile, mevcut sosyal adalet
ilkelerinin de daha gerisine düşülmektedir. Toplumun
yararı gözardı edilmektedir.
Tasarı ile; Sosyal Hizmetler sunumunun iki temel esası
yok sayılarak, getirilmek istenen Sosyal Hizmet
örgütlenme yapısıyla  “ insan”  odaklı yaklaşımdan
uzaklaşılmaktadır.
Halen mevcut sosyal hizmet örgütlenmelerinin
dağınıklığı, sosyal hizmet alanlarının büyüklüğü,
sosyal hizmet uygulamalarının ve hizmet modellerinin
ihtiyaçlara  karşılamadaki yetersizliği, personel ve
bütçe olanaklarının azlığı ( son 10 yıldır
hükümetlerce sürekli kesinti programına alınmıştır),
toplumun yoksul, çocuk, kadın, engelli, yaşlı, evsiz
... gibi dezavantajlı gruplarının sorunlarını
ağırlaştırmıştır. Tasarı ile, sorunlarının çözümü için
bekleyen bu “ insanlar ” yok sayılmaktadır. Sosyal
hizmet örgütlenmesini sadece bir  kurum devri  olarak
düşünmek ve değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.
Tasarı ile;
1983 de kurulan SHÇEK’ e Atatürk’ün mirası olan Çocuk
Esirgeme Kurumundan devir olan  bina, arsa, han ve
hamamlarla Hazine’ den sonra Türkiye’nin en büyük mal
varlığına sahip kurum  “ çocuk ” odaklı değil, kurum
odaklı kullanılacaktır. Özel kişi ya da kurumlara
devredilerek, tarihi miras amacı dışında
kullanılacaktır.
•     Sosyal hizmet sunumunda başvuru esası temel
alınacak, koruyucu- önleyici sosyal hizmet
müdahalelerinden vazgeçilecektir.
•     Korunmaya muhtaç kişi ve gruplara götürülecek
hizmetlerde, bölgesel farklılıklar nedeniyle
standardizasyon sağlanamayacaktır.
•     Hizmetlerin yerel bazda yürütülmesi, alanın
gerektirdiği niteliklerde ve sayıda  personel ile
çalışma olanağını azaltacaktır.
•     Farklı ve bölgesel uygulamalar olacağından tüm
toplumun gereksinimi olan hizmetlerin saptanması
mümkün olmayacaktır.
•     Uygulamada, sosyal, kültürel, ekonomik vb...gibi pek
çok boyutu nedeniyle korunmaya muhtaç kadınların
yalnızca mahallinde hizmet almaları
olanaksızlaşmaktadır. Örneğin; haklarında töre
cinayeti, kan davası, ensest, taciz vb... gibi
nedenlerle koruma kararı alınmış bir çocuk ya da bu
tür sorunlarla karşı karşıya kalmış bir kadının
bulunduğu bölgenin sosyolojik, kültürel değerleri
çerçevesinde mahallinde bakılması , kendi bölgesinde
tutulması vahim sonuçlar yaratacaktır.
•     Devletin, bakım ve sorumluluğunu üstlendiği
çocukların yetiştirilmesinde siyasi partilerin ve
siyasi görüşlerin etkisi yoğun olacaktır.
•     Huzurevlerinden, Özürlü Rehabilitasyon Merkezine,
Sosyal yardım uygulamalarına, Korunmaya Muhtaç Çocuk
hizmetleri içinde yeralan, Koruyucu Aile,  Evlat
edinme, korunma kararı alınacak çocukların seçimi gibi
pek çok konunun siyasi baskılar, bölgesel ilişkiler,
oy kaygısı gibi nedenlerle yönlendirilmelerden uzak
tutulması mümkün olmayacaktır.                    
•     Çoğu ilde, temel bazda sosyal hizmet kuruluşları,
hizmet modelleri ihtiyacı karşılayacak sayı ve
nitelikte olmadığı için “ sosyal hizmet hakkı ”
sınırlanacaktır.
•     Ekonomik gelişmişliğe göre sosyal hizmete ayrılan
kaynak farklılaşacağından, iller ve bölgeler arası
hizmetin “ kalitesi ” de farklılaşacaktır. Dolayısıyla
hizmetlerden yararlananlara eşit fırsatlar
sunulamayacaktır.
•     Sosyal hizmetlerden yararlanabilmek için, “paralı
yurttaş” ya da “himmet kul” olmak topluma
dayatılmaktadır.
Özetle;
-     Eşit ihtiyaçlar için, mevcut sosyal hizmetlere eşit
ulaşılabilirlik,
-     Eşit ihtiyaçlar için eşit kullanım hakkı,
-     Herkes için eşit kalitede hizmet
verilemeyecektir.
Toplumsal  sorumluluk ilkemiz çerçevesinde; tasarıyla
öngörülen yapının, toplumun
dezavantajlı  gruplarının aleyhine sonuçlar
üreteceğini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz


                                         Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği
                                                     
                                               Yönetim Kurulu Adına
                                                   Hürriyet Uğuroğlu

                                                       
                        

Bu Sayfayı Yazdır
 

 

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi  © Tüm hakları Sosyal Hizmet Uzmanları Derneğine aittir.