|
Sanayi devriminin başlangıcından bu yana yaşanan ekonomik ve
sosyal deneyimler göstermiştir ki; işsizlik, yoksulluk ve
eğitimsizlik v.b sorunlar toplumsal düzeni sarsan ulusal ve
uluslar arası sonuçlara yol açmaktadır.Ekonomik ve toplumsal
kalkınmanın gerçekleştirilmesi, ve kalkınmanın sonuçlarından
herkesin eşitlik içinde yararlanması, insan haklarının da bir
gereğidir.
İnsan haklarının gerçekleştirilmesi yalnız felsefi ve ahlaki
bir sorunsal olarak görülemez, somut maddi nedenleri vardır.
Ekonomik ve toplumsal sorunların yakından incelenmesi ve
aralarındaki ilişkinin doğru kavranması gerekir.Ne ekonomik
sorunlar toplumsal boyutun dışlanmasıyla,ne de toplumsal
sorunlar ekonomik boyutun dışlanmasıyla çözülebilir..Bu
anlayışla sosyal hizmetleri ekonomik ve toplumsal kalkınmanın
ayrılmaz bir parçası saymak yerinde olur.Bu anlayış,sosyal
devlet/refah devleti anlayışının da bir sonucudur.
İnsan hakları düşüncesinin dünya halkları arasında yaygın bir
şekilde benimsenmesi sosyal hizmetlerin gelişmesinde de büyük
bir aşamadır.İnsan hakları alanındaki gelişmeler, bireyin
çevresine uyum konusundaki güçlüklerini yenerek kişiliğini
geliştirebilmesi için engelleri kaldıran, devletin yapıcı
sorumluluğunu harekete geçiren etken olarak tarihsel bir önem
taşır.
İnsan potansiyelini ve kaynağını geliştirme üzerine odaklanan
Sosyal Hizmet uygulamasının odağı, insanlar ve kaynak
sistemleri arasındaki etkileşim ile bağlantılar birey ve
sistemlerin işlevselliğinde karşı karşıya kalınan sorunlardır.
Sosyal Hizmet’in amacı bu yüzden;
1-İnsanların problem çözme ve baş etme kapasitelerini
geliştirme.
2-İnsanlara kaynak hizmet ve şanslar tanıyan sistemler ile
insanları bağlantılandırmak.
3-Bu sistemlerin etkili ve insancıl çalışmasını geliştirmek.
4-Sosyal politikanın geliştirilmesine ve işletilmesine katkı
vermek
olarak ifade
edilebilir.
Sosyal Hizmet insanlara
1-İhtiyaç duydukları ve hakları olan kaynaklara ulaşmalarında,
2-Problem çözme kapasitelerini geliştirmelerinde
3-Müracaatçılara hizmet sunanların gelişimini destekleme yolu
ile örgütlerin gelişmesini teşvikte,
4-Özel ve Kamu Kurumlarında sosyal
sağlık ve çevresel politikaları etkileyerek destek sağlar.
Sosyal Hizmet mesleğini vücuda getiren
2 temel nokta;bireyin değer ve onuruna saygı ile uygun sosyal
koşullar altında bireyin ve toplumun değişip gelişebileceğine
dair olan inançtır.
Sosyal Hizmet temel ihtiyaçların karşılanması ve sorunların
çözümlenmesi ile ilgilenirken ;konuya ilgili anılan
ihtiyaçların giderilmesi ve sorunların çözümlenmesinin
insanlar açısından bir hak olduğu nosyonundan
kaynaklanır.Sosyal Hizmet tüm mesleki faaliyetlerini
insanların ihtiyacı olduğu için değil, insanların hakkı olduğu
için gerçekleştirir.Sosyal Hizmet’in ilgilendiği her temel
ihtiyaç eş değer bir pozitif hakka dönüştürülebilir.Sosyal
Hizmet mesleğinin ilgisine ve müdahale alanına giren her konu
esasen hak kavramı temelinde tanımlanabilir,ele alınabilir.
Sosyal Hizmet bir bütünün parçaları olan ( Coğrafya – Politika
– Sosyal-ekonomik - -Kültürel --- Manevi alanlar ) 5 alanda
uygulanır.
Sosyo-ekonomik alanda var olan olanaklar (
çalışma,sağlık,eğitim,sosyal güvenlik,sosyal hizmetlere ulaşma
)yeterli değilse ,Sosyal Hizmet mesleki çalışmalarını bu
kaynakların dağılımını dengelemeye yönelerek ,temel insan
haklarının gerçekleştirilmesine çabalar. Manevi alanda yer
alan değerlerin insan haklarına uygun olmaması
durumunda,anılan değerlerin değiştirilmesine yönelik
uygulamaların gerçekleştirilmesi mesleğin temel fonksiyonu
haline gelir.
SOSYAL HİZMETİN FELSEFİ
DEĞERLERİ
İnsan hakları içinde olmazsa olmaz bir koşul olan yaşamın
değeri ve canlıların varoluşu; , onu izleyen tüm değer ve
ideallerin kaynağıdır.Yaşam , insani ya da gayri insani her
parçası ve biçimiyle bağlantılı ve bağımsızdır.Herhangi bir
yönünün parçalanması insan türünü incitmek suretiyle sosyal
dokuyu ve yaşam bağını etkiler.Yaşam değerine göre, acı ve
ölüm yalnızca bireysel bir olgu değildir.Zira başkalarının
zevk almasını, mutluluğunu ve yaşamını da etkiler.
Fiziksel
sağlık, yaşam değerinin ve kalitesinin önemli bir yönüdür.Hava
kirliliği, susuzluk, sağlık programlarının yetersizliği yaşamı
tehdit eden en önemli faktörlerdendir.
Yaşam gibi özgürlük de en önemli insan değeri olup, insan
onuru ve insan yaşamının değeriyle yakından bağlantılıdır.
İHEB ‘ nin ikinci maddesinde “ Bütün insanlar özgür
doğmuştur, “ ilkesi yer almaktadır.Özgür doğmuş olma ve
özgürlük hakkı, her insanın kendi yaşamını dilediği biçimde
sürdürmekte özgür olduğunun varsayar.Bu özgürlüğün
kullanılabilmesi çoğunlukla maddi ve diğer sınırlılıklar
yoluyla kısıtlanır. Bir insan değeri olan özgürlük insan onuru
ve insan yaşamının değeriyle yakından bağlantılıdır.
İHEB ‘ nin birinci maddesinde “ Tüm insanlar için eşitlik “
ilkesi yer almaktadır.Ancak insanların eşitliği konusunun
yaşamda mükemmel bir biçimde uygulandığı söylenemez.Biyolojik
faktörleri, psişik, sosyal kültürel ve ruhsal ihtiyaçları ve
başkalarının refahına bireysel katkıları temel alan adalet
veya adaletsizliğin , eşitlik ve eşitsizliğin incelenmesini
gerektiren adalet ilkesinin yapı taşlarından biri olan eşitlik
ilkesinin kabul edildiğinde herhangi bir kişi yada gruba
ayrımcılık yapmak imkansızlaşır.Ayrımcılık, insanı bir işleve,
özelliğe, düşünceye indirgeyerek onun kendine özgü çeşitlilik
ve bütünlüğünün algılanmasını engeller.
Toplumun temelini oluşturan adaletin, yasal,adli,
sosyal ,ekonomik vb.değişik yönleri değerlendirilmelidir.
Yargı yönetiminde tarafsızlık, toplumun savunmasız üyelerinin
haklarını korumak için , önemli bir araçtır.
Sosyal adalet, temel insan ihtiyaçlarının doyurulmasını ve
maddi kaynakların eşit paylaşımını içermektedir.Sağlık ve
eğitim alanlarındaki temel hizmetlerde, baştan eşit şansa
sahip olunmasını, dezavantajlı kişi ve grupların korunmasını
ve ödül / ceza, tüketim ve kazanç alanlarında bir düzey
tutturulmasını amaçlar.
Dayanışma , insanoğlunun acı ve kederini yalnızca anlamak ve
empati geliştirmek değil aynı zamanda acı çekenleri ve
nedenlerini teşhis etmek ve acı çekenlerin tarafında olmak
demektir. Dayanışma , bireylerin ötesinde ailelere,gruplara,
topluluklara d, etnik gruplara dek uzanır. Dayanışma ,
yokluktan, kaynakların eşitsiz dağılımından,sosyal ihmal ve
adaletsizlikten doğan bir çok trajedi için
gereklidir.Yoksulluk, açlık, açlıktan ölüm, evsizlik ve
geçinme araçlarının yokluğu, en büyük insan haklar
ihlallerinden bazılarıdır. Yaygın, gizli ve görünmez olmasına
rağmen acının yoğun olduğu ve daha az dramatik koşullar varmış
gibi görünen böylesi durumlarda dayanışmaya daha fazla
ihtiyaç duyulmaktadır.
Toplumsal sorumluluk, acı çekenlerin ve kurbanların yararına
hareket etmek , onların tarafını tutmak, onları savunmak ve
onlara yardım etmektir. Böylece toplumsal sorumluluğa
dayanışmanın mantıksal sonucunun yerine getirilmesi
denilebilir.” Ayrıcalıklı olanların , dezavantajlılara karşı
sorumluluğu bulunmaktadır. Toplumsal sorumluluk ifadesinin
altında velayet düşüncesi de yatmaktadır.Hangi konuda olursa
olsun; sahip olduklarımız paylaşılmalı ve başkalarının
iyiliği için kullanılmalıdır. Barış; kendi içinde,
başkalarıyla ve çevreyle uyumun nihai hedef olarak konduğu,
beslenmesi ve uğrunda çaba gösterilmesi gereken bir değerdir.
( İnsan Hakları Ve Sosyal Hizmet ,2002)
İnsan hakları kavramının gelişimine katkı veren Sosyal hizmet
; hem bireyin hem de bireyin içinde yaşadığı durumun sosyal
işlevsellik ve sosyal refah açısından daha iyi bir konuma
getirilmesinde fonksiyoneldir.Bu açıdan insan hakları adeta
insan olmanın anlamı, istenilen toplum biçimi ve onurlu bir
insan yaşamının ön koşullarını çizmektedir..Sosyal Hizmet ve
insan haklarının bireye ve onurlu bir yaşama ilişkin idealleri
paralellik göstermektedir.
YAŞLILIK VE YAŞLANMA
20. yüzyıl,
ortalama yaşam süresinin uzaması açısından bir devrime
tanıklık etmiştir.Ortalama yaşam süresi, 1950-2000 yılları
arasında 20 yıl artarak 66 yıl olmuştur ve 2050 yılına kadar
10 yıl daha artması beklenmektedir.
Gelişmiş
ülkelerde yaşlıların büyük bir kısmı kentsel bölgelerde,
gelişmekte olan ülkelerde ise kırsal alanlarda
yaşanmaktadır.Demografik tahminler, 2025 yılına kadar,
gelişmiş ülke nüfuslarının %28’sinin, gelişmekte olan ülke
nüfuslarının ise, yarısından daha az bir kısmının kentsel
alanlarda yaşayacağını göstermektedir.Gelişmekte olan
ülkelerde , kırsal alanlardaki yaşlı oranı, kentsel alanlardan
daha yüksektir.Gelecekte gelişmekte olan bir çok ülkenin
kırsal alanlarında daha fazla sayıda yaşlı popülasyonun
yaşayacağını göstermektedir.
21.yüzyıldaki hızlı yaşlanma süreci
ile ilgili karşılaşılabilecek sorunların azaltılması için,
sektörlerin tümünde bütün düzeylerde tutum, uygulama ve
politikalarda değişiklikler gerekmektedir.Aslında, dünyada,
birçok yaşlı güvenli ortamda saygın şekilde yaşlanmakta ve bu
süreçte, aile ve toplum aktivitelerine aktif olarak
katılmaktadır.Her yerde insanların güvenli ve saygın şekilde
yaşlanmalarını ve toplumlarında bütün haklara sahip birer
vatandaş olarak yaşamaya devam etmelerinin garanti etmek
gerekir.Sağlıklı ve güçlü yaşlılık dönemi temellerinin yaşamın
ilk yıllarında atıldığı kabul edilerek; bireysel ve toplumsal
yaşlanma ile ilgili anahtar öncelikler üzerinde odaklaşılması
önemlidir.
Yaşlanma 2002 Uluslararası Eylem
Planında yaşlıların tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden
yararlanması temel alınarak, eylem önerileri;Yaşlılıkta sağlık
ve iyi olma durumunun arttırılması,yaşlılar ve
kalkınma,yaşlılara güvenli,kolaylaştırıcı destekleyici çevre
koşullarının sağlanması olarak üç konuda toplanmaktadır.
Yaşlıların tam olarak katılımı ile oluşan, eşitlik esasına
dayalı ve ayrımcılığın olmadığı, bütün yaş gruplarını kapsayan
bir toplum yaratılmasında kalkınma hakkı da dahil olmak üzere,
bütün insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunması ve
geliştirilmesi gerekmektedir.Yaşa bağlı ayrımcılıkla mücadele
etmek ve saygınlığını geliştirmek, yaşlıların hak ettiği
saygının gösterilmesi için esastır.Bütün insan haklarının ve
temel özgürlüklerin geliştirilmesi ve korunması, yaş
gruplarının tümünü kapsayan bir toplum oluşturulmasında
önemlidir.Bu nedenle, kuşaklar arası karşılıklı ilişki, çok
yönlü ve etkili iletişim kurma yoluyla geliştirilmeli, önemi
vurgulanmalı ve güçlendirilmelidir.
Yaşlanma; her canlı için döllenme ile başlayıp ölüme kadar
devam eden biyolojik bir süreç ise de katılım, yaşam biçimi,
yapılan iş, beslenme alışkanlıkları, geçirilen kronik
hastalıklar ve kişilik özellikleri vb. gibi etmenler nedeniyle
bireysel farklılıklar söz konusudur.
Bir olgunlaşma, bilgi ve deneyim birikimi olan yaşlılık
döneminde; yaşlının yargılama yeteneğinde artma ve ihtiyatlı
olma durumu da söz konusudur.Fiziksel güçten düşme ve
emeklilik gibi istemli ve istemsiz nedenlerle toplumdan
uzaklaşan, sosyal etkileşimi en aza inen, yalnızlığa ve içine
kapanmaya itilen yaşlı için ,en kötüsü çocukları, torunları ve
yakınlarınca soyutlanmaktır.Ailelerinin onlara bakmayacağı /
bakamayacağı düşüncesi ,yaşlının bunalıma girmesine neden
olmaktadır.
Çekirdek ailenin doğası gereği;
sanayi toplumunda yaşlı insana yer verilmediğinden, psikolojik
ve toplumsal destekleyici olan ailenin yok olması, yaşlının
özgüveninin yitimine, yetersizlik, faydasızlık duygularına
kapılmasına yol açmaktadır.Çağdaş toplumlardaki çok yönlü
değişim ve ilerlemenin, yaşlıya verilen değeri ve saygıyı
,modernleşme ile aza indirgediği bilinmektedir.Bazı
kültürlerde yaşlılıkla saygınlık artsa da, yaşlının yine de
sosyal fonksiyonlarından vazgeçme zorunluluğu doğmaktadır.
Emeklilik de yaşlı kişinin mesleki değer kaybına neden
olmaktadır. Emekliliğe bağlı olarak da gelir kaybına uğrama,
olanakları sınırlamakta ve sosyo-ekonomik statü kaybına yol
açmaktadır. Gelir kaybı; kişinin ailedeki rolünü de
sarsmaktadır.Sosyal dünyadan yavaş yavaş geri çekilme sürecine
giren yaşlının, diğer bireylerle etkileşimi azalsa da, bu
durumun tamamen yaşamdan kopma olarak algılanmaması gerekir.
Bazı yaşlı kişilerin sosyal ve psikolojik karakterlerine bağlı
olarak; uzun yıllar toplumsal katılımı sürdürdükleri de bir
gerçektir.Yaşamdan kopan, ego bütünlüğü sağlayamayan, sosyal
etkileşimi azalan yaşlılardan; toplum da elini
çekmektedir.Yaşlı kişilerin temel toplumsal kurum yapılarına
katılımını azaltan emeklilik ve dulluk; bazıları için yıkıma,
bazıları içinde bağımsızlık ve özgürlük duygularına yol
açmaktadır.Üretici konumdan, tüketici konuma geçen yaşlının,
gençlik yıllarında kendisi ve çevresi için kurduğu yaşamla
ilgisini sürdürmesi ; sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan
önemlidir.
İNSAN YAŞAMI ,
YOKSULLUK,YAŞLILIK
İnsan yaşamının özel yönleri kadar genel yönleriyle de ilgili
olan ve çoğu birbiriyle bağlantılı ve temel insan hakları
perspektifinde Yoksulluk,Cinsiyet Ayrımcılığı Irkçılık, Din
,Çevre ve Kalkınma gibi genel temalardan etkilenerek bunların
karşısında incinebilir olan / savunmasız kalan Çocuklar-,
Kadınlar - Yaşlılar - Özürlüler - Mahkumlar,tutuklular
-Mülteciler –Göçmenlere ilişkin nedenlerin,belirtilerin
,eksikliklerin ve nüfusun eylem ve çözüm için potansiyelin
insan haklarına saygılı olan ve saygılı olmayan ülkeler
bazında analiz edilmesi gerekir
Yaşlılar; yoksulluk karşısında savunmasız olan gruplar içinde
yer almaktadır.Yaşlılıkta; Mikro düzeyden makro düzeye
yaşlılığa hazırlamanın olmaması-Sağlık durumu ve
beklentiler/gelir sorunlar-Yaşlıların değerlendirilmemiş
potansiyel-Yaşlıların aile içinde değişen rolleri-Demografik
eğilimler ve bunların etkileri-Kurumlarda kalan yaşlıların
hakları-Bağımsız
yaşamı kolaylaştıran hizmetler-Sürekli eğitim, meslek,
istihdam-Genç ve daha yaşlı kişiler-Saygın yaşam ve ölüm-Diğer
boyutlar önemlidir.
Yaşlıların yüz yüze oldukları temel belirti marjinalizisyondur.Geleneksel
olarak(bazı toplumlar hariç )yaşlılık olumsuz
değerlendirilir.Pek çok ülkede geniş ailenin giderek
azalmasıyla yaşlılar aile içindeki önemli konumlarını
kaybetmektedirler.Kırsal yaşamdan kentsel yaşama geçiş kadar
yaşam süresinin uzaması da mevcut krizin
nedenlerindendir.Diğer etkenlerin yanı sıra, özgüvenlerinin
azlığı,göreli yoksullukları,kurum bakımı hizmetini ikinci
derecede kabul edilebilir görmeleri, kuşaklar arası gerilim
krizi oluşturan bileşenlerdir.Aksaklıklar çeşitlidir.Öte
yandan, yaşlı insanların değerlendirilmemiş olan potansiyeli
tanınmamakta ve kullanılmamaktadır.Bütün hizmetler, yaşlıları
tam olarak temsil etmeyen homojen bir grup için
üretilmektedir.Ancak, temel eksiklik kişilerin yalnızca yaşa
göre damgalanmasından ve kategorize edilmesinden
kaynaklanmaktadır.
Uluslararası Belgeler ve Bölgesel Belgeler dayanağında ;
yaşlı insanların yaşamında oluşan krizin önlenmesi için
destek sistemlerinin oluşturulması, yaşlıların kendilerine
güvenin arttırılmasın için çaba göstermesi,onların haklarını
ihlal eden hizmet sunumu modellerinin reddedilmesi için ikna
edici olunması, kendine yardım gruplarının kurulmasına aktif
olarak yardımcı olunması, kendilerini ifade etmeleri ve
geliştirmeleri için birbirleriyle işbirliği yapmalarının
sağlanması ve desteklenmesi gerekir. (İnsan Hakları ve Sosyal
Hizmet 2002)
YAŞLI İSTİSMARI
Türkiye nin
nüfus ve toplumsal yapı özelliklerinden dolayı yaşlılık henüz
ülkemizde ciddi bir sorun düzeyine gelmemiştir. Ancak
toplumdaki değişimlere paralel olarak genelde büyük şehirlerde
sorun olarak ortaya çıkmaya başlamıştır.Son yıllarda
huzurevlerine girmek isteyen yaşlı sayısındaki artış da bunu
göstermektedir.
Ülkemizde yaşlılık alanında yapılmış araştırmalar çok az
sayıdadır.Yaşlılığın yakın bir gelecekte önemli bir sorun
olacağı göz önüne alınacak olursa bu alanda araştırmaların
yapılması ve çözüm önerilerinin getirilmesi kaçınılmaz
olacaktır.
Yaşlı istismarı sosyal bir problem olarak görülsede son
yıllarda suç olarak bakıl
maya
başlanmıştır.Ülkemizde ise yaşlı istismarı yeni bir
olgudur.Dünya literatüründeki araştırmalara göre istismara
uğrayan yaşlılardan pekçoğu 75 yaşın üzerindeki,hastalık ya da
sakatlık yüzünden savunmasız durumda olan ve istismarcı ile
aynı evi paylaşan kadınlardır. Saldırganın ise büyük
ihtimalle psikolojik sorunları olduğu,alkol ,uyuşturucu
kullandığı ve küçüklüğünde şiddete tanık olduğu
düşünülmektedir. Ayrıca işsizlik,ekonomik sıkıntılar sosyal
izalasyonda bu kişilerin çoğunda görülen ortak özelliklerdir.
Fiziksel
istismara uğrayan yaşlılarda ise ekimozlar,kırıklar,yanıklar
ve buna eşlik eden psikolojik rahatsızlıklar
görülebilmektedir.
Türkiye de
yaşlı istismarına yönelik ilk araştırmayı 1996 yılında Sosyal
Hizmet Uzmanı Taner ARTAN yapmıştır.İstanbul ilinde huzurevine
girmek üzere müracaat eden 113 yaşlı ve yakınları ile yapılan
‘’Aile İçi Fiziksel Yaşlı İstismarı’’konulu araştırma sonucuna
göre;
Yaşlıların %25.66 sının fiziksel
istismara maruz kaldığı,büyük çoğunluğunun tokat atma ve
şiddetli dövülme ile cezalandırıldığı,istismarı yapanların
tamamına yakınının akraba olduğu ve bunların başında ise
gelinlerin (%41.37) geldiği,yaşlı yakınlarının %86.72 sinin
yaşlılardan rahatsızlık duyduğu,yaşlı istismarını kabul
etmedikleri çünkü bunun bir suç olması,toplum tarafından
dışlanma korkusu ve problemin aile içinde tutulmak istenmesi
gibi neden olduğu görülmektedir.
YAŞLILIK VE SOSYAL HİZMET
MESLEĞİ
Yaşlılık konusunda çeşitli bakış açıları ve bunlara göre de
hizmetler bulunmaktadır.Sosyal hizmet uzmanının bakışının ise
yaşlı ve yaşlı sorunları yanında olmak,toplumsal ve bireysel
çözümlerin üretilmesine katkıda bulunmak,kamusal hizmetlerin
planlanması ve uygulanmasında yer almak şeklinde özetlemek
mümkündür.
Sosyal hizmet uzmanı yaşlı ile ilgili olarak içinde yaşadığı
toplumu iyi tanımak zorundadır.Aynı ülke içinde kırsal ve
kentsel alanlarda sorunun ortaya çıkışı,yaşlıya
yaklaşım,ihtiyaç duyulan hizmetler,yaşlının kendini ‘’yaşlı’’
olarak tanımlaması,sosyal ilişkileri,istismara uğrama durumu
ve diğer ilgili değişkenleri inceler.Özellikle toplumda
gelir,eğitim,çalışma yaşamı,cinsiyet rolleri gibi
farklılıkların yaşlanma konusunda önemli olduğunu da her zaman
akılda bulundurur.Sosyal hizmet uzmanı çalıştığı toplumda
yaşlı ve yaşlılıkla ilgili kamusal hizmetlerin planlanmasında
yer almalıdır.Hizmetlerin planlanması kadar uygulamasında da
önemli rolleri vardır.Sadece yaşlı ve ailesi ile mikro düzeyde
çalışmalar değil,toplumu yaşlılık konusunda bilgilendirecek ve
yönlendirecek bir değişme ajanı rolünü yerine getirecektir.
Sosyal hizmet uzmanı,yaşlı ve yaşlının içinde yaşadığı toplum
ile çalışırken mesleğinin çok çeşitli işlevlerini
kullanır.Genel olarak tedavi edici işlevleri ön plana çıkmakla
birlikte özellikle savunuculuk ve sosyal aksiyon işlevlerine
ağırlık verir.Toplumda yaşlıyı hakları ile birlikte savunur ve
yaşlının kendi haklarını arayabilecek duruma gelmesine
yardımcı olur.Kentlerde yaşayan yaşlılar özellikle büyük
kentlerde sorunları ile birlikte kaybolmaktadırlar.Bu durumun
önlenmesi için gerekli çalışmalar,sosyal hizmet uzmanının
savunucu ve geliştirici işlevleri ile gerçekleşebilir.
Sosyal hizmet uzmanı,yaşlının içinde yaşadığı toplumu,aileyi
ve yaşlıyı karşılaşabilecekleri olası sorunlar ve çözüm
yolları ve varolan hizmetler açısından eğitir.Çünkü sorun
hakkında bilgi sahibi olmamak,sorunu tam olarak görememeyi ve
çözümü de ortadan kaldırmaktadır.Özellikle hastalık
risklerinden korunabilme,kendi yaşamını diğerlerine bağımlı
olmadan mümkün olabildiğince sürdürme,konutları yaşlılığa
uygun hale getirme,beslenme alışkanlıklarını
değiştirme,istismara uğramamak için kendini koruma,yakınları
ile ilişkiler gibi konularda eğitim çalışmaları yapar.
Sosyal hizmet uzmanı,yaşlılar ile çalışırken
gerçekleştirmek istediği çalışmaları,diğer disiplin ve meslek
elemanları ile birlikte planlar ve uygular.Yaşlıların yaşlanma
süreçlerine katkıda bulunmak amacıyla sivil toplum
örgütleri ve yerel yönetimler de mutlaka ekibin bir üyesi
olmalıdır.
YAŞLI
HİZMETLERİNE YÖNELİK SORUNLAR
1-Türkiye’de yaşlı nüfusun yapısı ve hizmet
gereksinimleri bilinmemektedir
2-Huzurevine
girmek istemeyen, evinde yalnız yaşayan yaşlıların bağımlı
olmadan yaşama kapasitelerinin arttırılmasını amaçlayan evde
bakım programlarının ülkemizde olmaması büyük eksikliktir.
3-Her yaşta
sağlığın geliştirilmesi hedefiyle; yaşlıların da temel sağlık
hizmetlerinden yararlanması, acil tedavi ve rehabilitasyon,
kronik hastalıklar
vb. için
çok yönlü hizmetlerin verilmesi,devamlılığının
sağlanması söz konusu olmaktadır.
4-Yaşlıların
sosyal, kültürel, ekonomik ve politik katılımına yönelik ciddi
sorunlar vardır.
5-Ülkemizde;çalışan bireylerin
emekliliğe hazırlanabilmelerine yönelik önlemler ve
uygulamalar yetersizdir..
6-Sosyal güvenlik politikalarının yetersizliği nedeniyle
sosyal güvenlik şemsiyesi altına girmemiş yada çeşitli
nedenlerle dışında kalmış yaşlıların korunmasına yönelik
olarak geliştirilmiş politikalar ve uygulamalar yaygın
değildir.
YAŞLI HİZMETLERİNE
YÖNELİK SORUNLARA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
1-Yaşlı nüfus yapısının belirlenip buna göre beklentilerin ve
hizmet gereksinimlerinin saptanması gerekmektedir.
2-Korunmaya muhtaç yaşlıların belirlenmesine yönelik
araştırmalar yapılmalıdır. Özellikle bölgesel farklılıklar
gözönünde bulundurularak yaşlılarının sorunlarının tespit
edilmesi ve buna göre hizmet modeli belirlenmesinde yarar
görülmektedir.
3-Yaşlıların temel sağlık ve bakım hizmetlerinden
yararlanabilmesi için gerekli olan yasal düzenlemelerin acilen
yapılması gerekmektedir.
4-2002
Sayılı Yasa kapsamında verilmekte olan yaşlı aylıklarının
asgari yaşam standartını sağlayabilecek düzeyde artırılması
gerekmektedir.
5-2002
Sayılı yasanın ücretsiz tedavi olanağının ilaç, protez/ortez
alımını da sağlayacak şekilde genişletilmesi ve bu hizmetlerin
yanında, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığı artırıcı
yardımcı cihazların ( Tekerlekli Sandalye, yürüteç,koltuk
değneği, baston ) ilave edilmesi gerekmektedir.
6-
Görev yapan personelin sayısındaki yetersizliğin giderilmesi,
bunu yaparken de disiplinlerarası yaklaşımın çok önemli
olduğunun unutulmaması gerekmektedir.
7-Her
yaşta sağlığın geliştirilmesi hedefiyle yaşlıların “Önleyici
ve Koruyucu” temel sağlık hizmetlerinden yararlanması
gerekmektedir.
8-Yaşlılara yönelik hizmetlerde tıbbi tedavi hizmetinden
faydalanmalarında yaşlıların işleminin çabuklaştırılması
,hizmetin kalitesinin artırılması için “Geriatri Hastaneleri”
veya Üniversite yada Devlet Hastanelerinde Geriatri
Birimlerinin bulunması ve yaşlıların direkt bu bölümden hizmet
alması gerekmektedir.
9-Yaşlıların hayattan kopmadan yaşamlarını sürdürebilmelerine
katkı sağlayacak sosyal ve sportif faaliyetlere,hobilere
toplumun yaşlanmadan önce hazırlanması için eğitim ve
yönlendirmelere ağırlık verilmelidir.
10-Yaşlılar ve yaşlı hizmetleri ile ilgili kavramlar yeniden
gözden geçirilerek yaşlıları rencide etmeyecek şekilde
belirlenmelidir.
11-Yaşlılarımızın daha huzurlu ve ekonomik kaygıdan uzak bir
şekilde yaşamlarını sürdürebilecekleri kendi ailelerinin
yahut gönüllü ailelerin yanında bakımlarına yönelik teşvik
edici program ve çalışmalar yapılmalıdır.
.
12-Tüm dünyada yaşam
süresinin uzaması ile birlikte yaşlıların ihtiyaç duyduğu
kaliteli bir yaşam için gerekli önleyici, koruyucu ve tedavi
edici yaklaşımlarla ilgili çalışma ve hizmetlerin
yoğunlaştırılması ve standartların geliştirilmesi için destek
verilmesi, yeni gelişmelerin yaygınlaştırılması ve bilimsel
çalışmaların teşvik edilmesi ve bu faaliyetlerin hükümetlerin
ulusal programlarında yer alması gerekmektedir.
13-Yaşlı
hizmetlerinde hedef, sağlıklı yaşam ve kaliteli yaşam ile
fonksiyonel bağımsızlık düzeyi artmış bir yaşlılık döneminin
sağlanmasıdır. Bu nedenle sağlıklı yaşlanma için çalışmalar
yaparken yetersizliğe neden olan hastalıkların da riskinin
azaltılmasının yollarının araştırılması ve koruyucu
yaklaşımların ön plana çıkartılması gereklidir.
14-Yaşlıların sosyalizasyonunu sağlayıcı önlemler
alınmalıdır,
15-Özürlü bireylerin eğitimi için devlet destek vermektedir.
Yaşlıların bakımı için de bu önemlidir. Huzurevi ücreti ve
evde bakım maliyetini destekleyici girişimlerin yapılması (
ekonomik desteği sosyal güvenlik kurumlarının vermesi)
gerekmektedir,
16-Yaşlının çevresi tarafından (başta ekonomik olmak üzere)
istismarını önleyici tedbirlerin alınmalıdır,
17-TBMM ‘nin gündeminde yer alan Sosyal Hizmetlerin yerel
yönetimlere devrini de içeren yasa taslağının sosyal
hizmetlerle ilgili maddesinin gözden geçirilmesinde yarar
görülmektedir. Zira , sosyal hizmetlerin yerel yönetimlere
devri hem çalışanlar hem de sosyal hizmet müracaatçıları
açısından yerel inisiyatiflerin etkisi altında kalmasına yol
açacaktır.Bu durum sosyal hizmetlerin adil ve insani
dağılımındaki mevcut sorunlarına yeni sorunlar eklenmesine
neden olacaktır.
Sosyal
Hizmet Uzmanları Derneği
Genel Merkezi |