MENÜ

 Ana Sayfa
 Duyurularımız
 Basın Açıklamalarımız 
 Faaliyetlerimiz
 Bültenlerimiz  Görüşlerimiz
 


ŞUBELERİMİZ

Marmara Bölgemizi
 Ege Bölgemiz
 İç Anadolu Bölgesi
 Akdeniz  Bölgesi
 Karadeniz Bölgesi  Güney / Doğu Anadolu Bölgesi
 


İNTER-AKTİF

İletişim
Derneğimize Üyelik
Forum
Yayınlarımız
İnsan Kaynaklarımız Kitap


 



MAİL GRUBUMUZA KATIL

 

                    ENGLISH

Google
Web www.shudernegi.org

TÖRE CİNAYETLERİNİN  NEDENLERİ, ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

İnsanların  doğuştan itibaren eşit  yaratıldıkları  söylenmekle  birlikte  doğumdan  sonra  bu  eşitliğin  kadınlar   aleyhine  bozulduğu  görülmektedir. Tüm dünyada  kadınların  çalışma  hayatı,eğitim,sosyal ve hukuksal  bir çok  alanda   bir  çok  haksız  muamele ile  karşı  karşıya  kaldıkları  görülmektedir.
Kadınlara yönelik olarak bu bilindik görüş açısının altında esas irdelenmesi gereken bilinmedik başka başka etkenlere de değinmenin sorunun çözümü açısından etkili olacağı düşünülmektedir. Bu durumu aydınlatıcı olacağı düşünülen ise Doğu ve Güneydoğu illerinde yaşanan, yaşanmakta olan gerçek
hayat hikayelerinin bu kapsamda ele alınması gerektiği  de önemli bir vurgu olacaktır. Ülkemizin yoğunlukla bu bölgelerinden kaynaklandığı bilinen belli başlı sorunlardan biridir

TÖRE CİNAYETLERİ…

Töre bilindiği gibi;insanların yaşayışlarını düzenleyen davranış kurallarıdır.Bu toplumsal alışkanlıklar toplumun ekonomik etkinliği,inançları,
doğa koşulları vb. gibi çeşitli etkilerle oluşurlar. Törelerin gerici ve ilerici olanları vardır. Örneğin;kadınların küçümsenmesi gibi gerici törelerle
savaşılması gerekir (Toplumbilim Sözlüğü,HANÇERLİOĞLU,1986).Bu tanımdan yola çıkılarak aslında sorunun iç bileşenlerini ortaya koymak çok da zor olmasa gerek. Bir örnekten yola çıkmak gerekirse 1996 yılında S.G. isimli 16 yaşındaki çocuğun 14 yaşındaki teyzesinin oğlu M.T. tarafından Şanlıurfa’nın en önemli meydanlarından birinde boğazı kesilerek töre cinayetine kurban gittiği, aynı zamanda 14 yaşındaki çocuğun da aynı töreye kurban gittiği belki bugün hala bir çok kimse tarafından bilinmemekte hatırlanmamaktadır. Oysa ki cinayet sonrası yapılan o otopside hayatı ile birlikte günahı da alınan S.G.’nin bakire olduğu da belgelenmişti. S.G. olayından önce ve sonra basına yansıyan ya da yansımayan bir çok cinayet oldu. Bu olay bugün çirkin yüzünü Gül Dünya olayı ve diğer vakalarda kendini göstermektedir Bütün bu cinayetler sözde AİLE MECLİSLERİ tarafından    maalesef TÖRE ve NAMUS adı altında kılıflandırılarak topluma lanse edilmektedir.
Bu cinayetleri işleyen aileler neden sorusuna karşılık olarak “Üzerimizdeki lekeyi ancak bu şekilde çıkarabilir, kendimizi AK’layabilirdik.”
Demektedirler. İşte namusun temizlenmesi insanlık için bu kadar zor töre için ise bu kadar kolaydır. Sorunun elbetteki akademik/mesleksel açıdan
bakıldığında çok çeşitli boyutları bulunmaktadır. Sorunun bölgemizdeki etkin varlığının toplumsal,ekonomik, kültürel, hukuksal, psikolojik olmak üzere
bir çok bileşeni vardır. Bu bileşenleri anlamak için toplumun bulunduğu yerden başlamak gereği bulunmaktadır. Aslında “Neden” sorusu ve buna verilen cevapları çok iyi anlamak gerekmektedir. Bu sayede ancak çözüm için eylem planı geliştirilebilecektir.Bölgemizde geleneksel aile yapılarının kültürel etkililiği sorunun varlığında önemli bir bağımlı değişken niteliğini arzetmektedir. Yani töre/namus cinayetlerinin gerçekleşmesinde geleneksel geniş aile yapısının etkisi bulunmaktadır. Bu aile yapısında medeni haklar açısından kadına biçilen rol ve işlevler son derece kısıtlıdır. Ailenin karar verme süreçlerine etkisi olan aile büyükleri bulunmaktadır. İşte buna aile meclisi denmekte olup bu meclis üyeleri arasında kadınlar yani anneler, büyükanneler, babalar ve diğer erkekler bulunmaktadır. Erkek egemen bir meclis olduğu söylenebilir. Bazı yörelerimizde, orada bulunan
topluluğun/halkın/ailelerin yönlendiricisi olan aşiret ileri gelenleri de bu süreçlere katkı sağlamışlar ya da göz yummuşlardır. Çoğu kez bu aile üyeleri eğitimli ve toplumda bilinen şahsiyetler dahi olsalar bu işlenen cinayetlere karşı çıkamamış,çıkmamış ve resesif kalmışlardır.
   
Cinayetlerin işlenmesinin önemli değişkenlerinden birisi de toplusal/ çevresel baskılardır. Namus kimilerine göre ancak ve ancak namusu ayaklar altına
alan kişilerin yok edilmesi ile temizlenecek bir olgudur. Bu nedenle aile namusuna halel getiren insanlar,  

-çocuklar,kızlar,kadınlar
- başka ailelerin ya da komşunun ya da köylünün ya da aşiret mensubunun üyesi de olsa öldürülmesi gerekmektedir. Bu olmadığı zaman o topluluğun mensubu olan aile üyeleri iffetsizlikle suçlanacak ve toplum içerisinde küçük görülecektir. Bunun yanında izolasyona uğrayacak ya da
uğratılacak ve yalnızlığa itilecektir. Kadının töreye aykırı davranışlarının çözümü konusunda bölgede geleneksel olarak süregelen cinayetler konusundaki toplumsal baskıya dayalı beklenti o kadar güçlü olabilmektedir ki; ailelerin genellikle bu baskıya boyun eğerek kendi istekleri dışında bu eylemi gerçekleştirmek zorunda kaldıkları görülmektedir. Sorunun eğitim boyutu da önemli bir bağımsız değişkeni oluşturmaktadır. Toplumda yaygın olarak “her şeyin başı eğitim ” söylemi yer alsa da bu alan için eğitimin içeriğine ayrıca bakmak gerekliliği olduğu açıktır. Aile hayatı eğitimi, günlük yaşamın zorluklarına karşı aile üyelerinin ve bir bütün olarak ailenin  uyum süreçlerini kolaylaştıran bir etkendir.
Kültürel anlamda ise aile hayatını etkileyen öğrenme süreçlerini bölgede belirleyen toplusal etkenler bulunmaktadır. Bunlar çevresel baskılar ki yukarıda
değinilmişti, örfe adete hurafelere dayalı çoğu zaman birleştirici ve koruyucu etkenler olarak belirmektedir. Bu süreçte baskıcı,otoriter öğretilerin
varlığı aile üyelerinin bağımsız bir birey olmaları önündeki engel olarak karşımıza çıkmakta, bireyselliği ortadan kaldırmaktadır. Böylece kız çocuğu babasının yanında sofraya oturamamakta, erkek çocuk olana değin doğumlar devam etmekte, kız çocukları akrabalar dışında nadiren evlilik yapmakta ve yapılan bu evliliklerde rıza aranmamaktadır. İşte bu bireysellik dışı geleneksel aile hayatı kuralları ve eğitimleri, bireysel davranmak isteyen,
bu doğrultuda girişimde bulunan kadınlarımızın ve kız çocuklarımızın hayatına mal olabilmektedir. Yani bu insanlarımızın sevdiği insanla bile hayatını namus kuralları çerçevesinde birleştirme hakkı bulunmamaktadır.
Elbette ki insan hayatının gelişim dönemleri kişiliğin oluşmasında önemli evreleri oluşturmaktadır.Cinayetlere kurban giden kız çocuklarımızın önemli bir
kısmı adölesan/ergen dönem çocuklarıdır. Bu dönem,çocuğun  bağımsız  davranma/düşünme   ve  toplum kurallarını  sık  sık sorguladığı kendisini çevreye kanıtlamak  için   bazı  arayışların  içine  girdiği bir  dönemdir. Geleneksel   baskıcı  aile  içinde yetişen  ve  bu  döneme   kadar
duygusal,sosyal,fiziksel   ihtiyaçları  görmemezlikten  gelinen  ya da baskı  altına   alınan  gencin   bazen  gururunu  okşayıcı   bir  gülüş ya da
  söze  bile  kanarak  gerçekten  kendisini  seven  ya da  sevdiğini  düşündüğü   akranı  ya da   yetişkin bireylerle   kaçabildiği   görülmektedir. Yapılan
bazı  araştırmalar   küçük yaşlarda  uygunsuz  cinsel deneyim  yaşayan  çocuk/gençlerin   hayatlarında   ilk defa   değerli  oldukları   duygusunu  yaşadıklarını göstermiştir.  Evlilikte  eş  seçimi  konusundaki özgürlüğü de   elinden  alınan   Adölesan   çocuğun bazen de   aile  bireyleri   tarafından   kendisinden   çok çok  yaşlı  bireylerle   evlendirilmek istendiği, görülmektedir. Bu  durumda  kız  çocuğu  ya   durumunu   kabullenip  fiziksel ,duygusal,sosyal açıdan   gelişimi  kişiliği   tam  oturmadan  çok küçük yaşlarda   anne,eş  olma   gibi   büyük  bir sorunluluk   altına  girecek  ya da   hazır  olmadığı ve   hiç te  istemediği   bu   dayatmadan  kaçmak için  evini   terk  ederek   kaçma  davranışına  girecektir.
S. G. ve  diğerlerinin olayında  olduğu  gibi   ceza  yasasındaki  boşluktan   yararlanarak  bu olaylarda  suçun  genelde  çocuklara yaptırıldığı  ya da 
çocukların  üzerine  yıktırıldığı   görülmektedir.Olayların  hukuki  boyutunda    azmettirenlerin genelde   değerlendirme  dışı kaldıkları 
görülmektedir.(Oysa  daha  önce  değinildiği  gibi  olayların  meydana  gelmesinde   toplumsal  baskının  ya da baskı  unsurları/kişilerin  belirleyici 
etkisinin  olduğu ifade  edilmişti.)

ÇÖZÜME  YÖNELİK TESPİTLER    

· Sorunla  ilgili uzun vadede   alınabilecek koruyucu/önleyici   hizmetler: Aile  içi ilişkiler,aile  içi roller   sağlıklı  iletişim, demokratik  tutum  ve
davranışların  geliştirilmesi,medeni hakların kullanılması konularında bireylerdeki  davranış değişikliklerinin yaratılmasına, bu konulardaki
içgörünün  geliştirilmesine   yönelik  eğitici çalışmaların  yapıldığı  toplum  merkezlerinin   yerel  bazda  nitelik  ve  niceliklerinin   artırılmasına
yönelik profesyonel  hizmet  planlamanın   yapılması · Evden  kaçan ,fiziksel  ya da  cinsel  istismara uğrayan,can  güvenliği  tehlikede  olan   kadınların
sorunlarının  çözümlenmesi  konusunda  yatılı  hizmet veren  kadın konukevlerinin  etkinliğinin  nicel  ve niteliksel  anlamda artırılması(Kadın  konukevlerinde  kalan  kadınların genelinin  eğitim  düzeyi  çok düşük,çoğunlukla  okur-yazarlığı  bulunmayan ve vasıfsız  bireyler  olduğu  görülmektedir. BU kuruluşlarda  kadınların  mevzuat  gereği  en  fazla 6  ay  kalabildikleri görülmektedir. Bu  süre  içinde kadınların  yıllardan  beri  süregelen yetersizliklerinin  ortadan  kaldırılması  ve  6  ay sonra  ekonomik  anlamda   kendi  kendine  yeterli hale   gelmeleri  çok  zor  olabilmektedir. Bu  anlamda  kadınlarımızın konukevlerinde   çıkarıldıktan sonra   yeterli bir  gelire ve  sosyal  güvenceye   sahip  işe  yerleştirilmeleri büyü  önem taşımaktadır.Bu  anlamda kadın  konukevlerinde  kalan  ve istismara  maruz kalan    kadınlarımızın kolayca  bir işe  yerleştirilmesi   için  gerekli  yasal
düzenlemenin  yapılması)  yararlı olacaktır.
    
 *     İç hukuktaki cinsiyet ayrımcılığı  içeren hükümlerin ,uluslararası anlaşmalar ( Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi ve Nairobi
İleriye Yönelik Stratejileri)   ve sözleşmelere paralel olması ve sosyal hizmetlere ilişkin düzenleme ve değişiklerin gerçekleştirilmesi ,toplumsal
duyarlılığın artırılması . Töre(namus) cinayetlerinde    azmettirenlerinde cezalandırılması.(Son  Şanlıurfa Mahkemesinde verilen karar gibi)

 *      Özellikle yöremizde kadının eğitim ,sağlık gibi alanlarda karşılaştığı sorunlarla etkili olan ,erken yaşta evliliklerin önüne geçmek  amacıyla
;aydınlatıcı ,olumsuz geleneksel tutum ve davranışların değiştirilmesine yönelik toplumsal eğitim kaynaklarının kullanılması gerekmektedir.(2003-2004-Eğitim-Öğretim Yılında Şanlıurfa genelinde ‘‘yarının annesi olacak’’ 50 bine yakın kız çocuğu okula gönderilmiyor. İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet
KÜÇÜK’ün  04.05.2004  basın açıklaması)
          Genelde Ülkemizde Özelde bölgemizde kadın ve erkeğin mutlu yaşaması ,sağlıklı  nesillerin yetiştirilmesi , töre cinayetlerinin yaşanmaması için
aileden başlayarak toplumda demokrasinin yerleşmesi,(baskıcı davranışlar olumsuz etki yapıp aileden gördüğü olumsuz tutum ve davranışlar negatif transfer olarak kendi çocuğuna aktarılmaktadır). sürekli barışın sağlanması ,geleceğin annesi olacak kız çocuklarının okula gönderilmesi  kadınların ve
erkeklerin üretken bireyler olmasıyla sağlanabilir. 

Montesquieu’un ‘‘Bir ülkede kadın ve erkeğin eğitimi eşit olsaydı,onların güç ve başarıları da aynı olurdu’’ sözüyle…

                                                     
                SOSYAL HİZMET UZMANLARI DERNEĞİ                                
                ŞANLIURFA ŞUBE BAŞKANLIĞI

 

                                                       
                        

Bu Sayfayı Yazdır
 

 

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi  © Tüm hakları Sosyal Hizmet Uzmanları Derneğine aittir.