|
TÖRE
CİNAYETLERİNİN NEDENLERİ, ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
İnsanların doğuştan
itibaren eşit yaratıldıkları söylenmekle birlikte doğumdan
sonra bu eşitliğin kadınlar aleyhine bozulduğu
görülmektedir. Tüm dünyada kadınların çalışma
hayatı,eğitim,sosyal ve hukuksal bir çok alanda bir çok
haksız muamele ile karşı karşıya kaldıkları görülmektedir.
Kadınlara yönelik olarak bu bilindik görüş açısının altında esas
irdelenmesi gereken bilinmedik başka başka etkenlere de değinmenin
sorunun çözümü açısından etkili olacağı düşünülmektedir. Bu durumu
aydınlatıcı olacağı düşünülen ise Doğu ve Güneydoğu illerinde
yaşanan, yaşanmakta olan gerçek
hayat hikayelerinin bu kapsamda ele alınması gerektiği de önemli
bir vurgu olacaktır. Ülkemizin yoğunlukla bu bölgelerinden
kaynaklandığı bilinen belli başlı sorunlardan biridir
TÖRE CİNAYETLERİ…
Töre bilindiği gibi;insanların yaşayışlarını düzenleyen davranış
kurallarıdır.Bu toplumsal alışkanlıklar toplumun ekonomik
etkinliği,inançları,
doğa koşulları vb. gibi çeşitli etkilerle oluşurlar. Törelerin
gerici ve ilerici olanları vardır. Örneğin;kadınların küçümsenmesi
gibi gerici törelerle
savaşılması gerekir (Toplumbilim Sözlüğü,HANÇERLİOĞLU,1986).Bu
tanımdan yola çıkılarak aslında sorunun iç bileşenlerini ortaya
koymak çok da zor olmasa gerek. Bir örnekten yola çıkmak gerekirse
1996 yılında S.G. isimli 16 yaşındaki çocuğun 14 yaşındaki
teyzesinin oğlu M.T. tarafından Şanlıurfa’nın en önemli
meydanlarından birinde boğazı kesilerek töre cinayetine kurban
gittiği, aynı zamanda 14 yaşındaki çocuğun da aynı töreye kurban
gittiği belki bugün hala bir çok kimse tarafından bilinmemekte
hatırlanmamaktadır. Oysa ki cinayet sonrası yapılan o otopside
hayatı ile birlikte günahı da alınan S.G.’nin bakire olduğu da
belgelenmişti. S.G. olayından önce ve sonra basına yansıyan ya da
yansımayan bir çok cinayet oldu. Bu olay bugün çirkin yüzünü Gül
Dünya olayı ve diğer vakalarda kendini göstermektedir Bütün bu
cinayetler sözde AİLE MECLİSLERİ tarafından maalesef TÖRE ve
NAMUS adı altında kılıflandırılarak topluma lanse edilmektedir.
Bu cinayetleri işleyen aileler neden sorusuna karşılık olarak
“Üzerimizdeki lekeyi ancak bu şekilde çıkarabilir, kendimizi
AK’layabilirdik.”
Demektedirler. İşte namusun temizlenmesi insanlık için bu kadar
zor töre için ise bu kadar kolaydır. Sorunun elbetteki
akademik/mesleksel açıdan
bakıldığında çok çeşitli boyutları bulunmaktadır. Sorunun
bölgemizdeki etkin varlığının toplumsal,ekonomik, kültürel,
hukuksal, psikolojik olmak üzere
bir çok bileşeni vardır. Bu bileşenleri anlamak için toplumun
bulunduğu yerden başlamak gereği bulunmaktadır. Aslında “Neden”
sorusu ve buna verilen cevapları çok iyi anlamak gerekmektedir. Bu
sayede ancak çözüm için eylem planı
geliştirilebilecektir.Bölgemizde geleneksel aile yapılarının
kültürel etkililiği sorunun varlığında önemli bir bağımlı değişken
niteliğini arzetmektedir. Yani töre/namus cinayetlerinin
gerçekleşmesinde geleneksel geniş aile yapısının etkisi
bulunmaktadır. Bu aile yapısında medeni haklar açısından kadına
biçilen rol ve işlevler son derece kısıtlıdır. Ailenin karar verme
süreçlerine etkisi olan aile büyükleri bulunmaktadır. İşte buna
aile meclisi denmekte olup bu meclis üyeleri arasında kadınlar
yani anneler, büyükanneler, babalar ve diğer erkekler
bulunmaktadır. Erkek egemen bir meclis olduğu söylenebilir. Bazı
yörelerimizde, orada bulunan
topluluğun/halkın/ailelerin yönlendiricisi olan aşiret ileri
gelenleri de bu süreçlere katkı sağlamışlar ya da göz
yummuşlardır. Çoğu kez bu aile üyeleri eğitimli ve toplumda
bilinen şahsiyetler dahi olsalar bu işlenen cinayetlere karşı
çıkamamış,çıkmamış ve resesif kalmışlardır.
Cinayetlerin işlenmesinin önemli değişkenlerinden birisi de
toplusal/ çevresel baskılardır. Namus kimilerine göre ancak ve
ancak namusu ayaklar altına
alan kişilerin yok edilmesi ile temizlenecek bir olgudur. Bu
nedenle aile namusuna halel getiren insanlar,
-çocuklar,kızlar,kadınlar
- başka ailelerin ya da komşunun ya da köylünün ya da aşiret
mensubunun üyesi de olsa öldürülmesi gerekmektedir. Bu olmadığı
zaman o topluluğun mensubu olan aile üyeleri iffetsizlikle
suçlanacak ve toplum içerisinde küçük görülecektir. Bunun yanında
izolasyona uğrayacak ya da
uğratılacak ve yalnızlığa itilecektir. Kadının töreye aykırı
davranışlarının çözümü konusunda bölgede geleneksel olarak
süregelen cinayetler konusundaki toplumsal baskıya dayalı beklenti
o kadar güçlü olabilmektedir ki; ailelerin genellikle bu baskıya
boyun eğerek kendi istekleri dışında bu eylemi gerçekleştirmek
zorunda kaldıkları görülmektedir. Sorunun eğitim boyutu da önemli
bir bağımsız değişkeni oluşturmaktadır. Toplumda yaygın olarak
“her şeyin başı eğitim ” söylemi yer alsa da bu alan için eğitimin
içeriğine ayrıca bakmak gerekliliği olduğu açıktır. Aile hayatı
eğitimi, günlük yaşamın zorluklarına karşı aile üyelerinin ve bir
bütün olarak ailenin uyum süreçlerini kolaylaştıran bir etkendir.
Kültürel anlamda ise aile hayatını etkileyen öğrenme süreçlerini
bölgede belirleyen toplusal etkenler bulunmaktadır. Bunlar
çevresel baskılar ki yukarıda
değinilmişti, örfe adete hurafelere dayalı çoğu zaman birleştirici
ve koruyucu etkenler olarak belirmektedir. Bu süreçte
baskıcı,otoriter öğretilerin
varlığı aile üyelerinin bağımsız bir birey olmaları önündeki engel
olarak karşımıza çıkmakta, bireyselliği ortadan kaldırmaktadır.
Böylece kız çocuğu babasının yanında sofraya oturamamakta, erkek
çocuk olana değin doğumlar devam etmekte, kız çocukları akrabalar
dışında nadiren evlilik yapmakta ve yapılan bu evliliklerde rıza
aranmamaktadır. İşte bu bireysellik dışı geleneksel aile hayatı
kuralları ve eğitimleri, bireysel davranmak isteyen,
bu doğrultuda girişimde bulunan kadınlarımızın ve kız
çocuklarımızın hayatına mal olabilmektedir. Yani bu insanlarımızın
sevdiği insanla bile hayatını namus kuralları çerçevesinde
birleştirme hakkı bulunmamaktadır.
Elbette ki insan hayatının gelişim dönemleri kişiliğin oluşmasında
önemli evreleri oluşturmaktadır.Cinayetlere kurban giden kız
çocuklarımızın önemli bir
kısmı adölesan/ergen dönem çocuklarıdır. Bu dönem,çocuğun
bağımsız davranma/düşünme ve toplum kurallarını sık sık
sorguladığı kendisini çevreye kanıtlamak için bazı
arayışların içine girdiği bir dönemdir. Geleneksel baskıcı
aile içinde yetişen ve bu döneme kadar
duygusal,sosyal,fiziksel ihtiyaçları görmemezlikten gelinen
ya da baskı altına alınan gencin bazen gururunu okşayıcı
bir gülüş ya da
söze bile kanarak gerçekten kendisini seven ya da
sevdiğini düşündüğü akranı ya da yetişkin bireylerle
kaçabildiği görülmektedir. Yapılan
bazı araştırmalar küçük yaşlarda uygunsuz cinsel deneyim
yaşayan çocuk/gençlerin hayatlarında ilk defa değerli
oldukları duygusunu yaşadıklarını göstermiştir. Evlilikte eş
seçimi konusundaki özgürlüğü de elinden alınan Adölesan
çocuğun bazen de aile bireyleri tarafından kendisinden
çok çok yaşlı bireylerle evlendirilmek istendiği,
görülmektedir. Bu durumda kız çocuğu ya durumunu
kabullenip fiziksel ,duygusal,sosyal açıdan gelişimi
kişiliği tam oturmadan çok küçük yaşlarda anne,eş olma
gibi büyük bir sorunluluk altına girecek ya da hazır
olmadığı ve hiç te istemediği bu dayatmadan kaçmak için
evini terk ederek kaçma davranışına girecektir.
S. G. ve diğerlerinin olayında olduğu gibi ceza yasasındaki
boşluktan yararlanarak bu olaylarda suçun genelde çocuklara
yaptırıldığı ya da
çocukların üzerine yıktırıldığı görülmektedir.Olayların
hukuki boyutunda azmettirenlerin genelde değerlendirme dışı
kaldıkları
görülmektedir.(Oysa daha önce değinildiği gibi olayların
meydana gelmesinde toplumsal baskının ya da baskı
unsurları/kişilerin belirleyici
etkisinin olduğu ifade edilmişti.)
ÇÖZÜME YÖNELİK TESPİTLER
· Sorunla ilgili uzun vadede alınabilecek koruyucu/önleyici
hizmetler: Aile içi ilişkiler,aile içi roller sağlıklı
iletişim, demokratik tutum ve
davranışların geliştirilmesi,medeni hakların kullanılması
konularında bireylerdeki davranış değişikliklerinin
yaratılmasına, bu konulardaki
içgörünün geliştirilmesine yönelik eğitici çalışmaların
yapıldığı toplum merkezlerinin yerel bazda nitelik ve
niceliklerinin artırılmasına
yönelik profesyonel hizmet planlamanın yapılması · Evden
kaçan ,fiziksel ya da cinsel istismara uğrayan,can güvenliği
tehlikede olan kadınların
sorunlarının çözümlenmesi konusunda yatılı hizmet veren kadın
konukevlerinin etkinliğinin nicel ve niteliksel anlamda
artırılması(Kadın konukevlerinde kalan kadınların genelinin
eğitim düzeyi çok düşük,çoğunlukla okur-yazarlığı bulunmayan
ve vasıfsız bireyler olduğu görülmektedir. BU kuruluşlarda
kadınların mevzuat gereği en fazla 6 ay kalabildikleri
görülmektedir. Bu süre içinde kadınların yıllardan beri
süregelen yetersizliklerinin ortadan kaldırılması ve 6 ay
sonra ekonomik anlamda kendi kendine yeterli hale
gelmeleri çok zor olabilmektedir. Bu anlamda kadınlarımızın
konukevlerinde çıkarıldıktan sonra yeterli bir gelire ve
sosyal güvenceye sahip işe yerleştirilmeleri büyü önem
taşımaktadır.Bu anlamda kadın konukevlerinde kalan ve
istismara maruz kalan kadınlarımızın kolayca bir işe
yerleştirilmesi için gerekli yasal
düzenlemenin yapılması) yararlı olacaktır.
* İç hukuktaki cinsiyet ayrımcılığı içeren hükümlerin
,uluslararası anlaşmalar ( Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın
Önlenmesi ve Nairobi
İleriye Yönelik Stratejileri) ve sözleşmelere paralel olması ve
sosyal hizmetlere ilişkin düzenleme ve değişiklerin
gerçekleştirilmesi ,toplumsal
duyarlılığın artırılması . Töre(namus) cinayetlerinde
azmettirenlerinde cezalandırılması.(Son Şanlıurfa Mahkemesinde
verilen karar gibi)
* Özellikle yöremizde kadının eğitim ,sağlık gibi alanlarda
karşılaştığı sorunlarla etkili olan ,erken yaşta evliliklerin
önüne geçmek amacıyla
;aydınlatıcı ,olumsuz geleneksel tutum ve davranışların
değiştirilmesine yönelik toplumsal eğitim kaynaklarının
kullanılması gerekmektedir.(2003-2004-Eğitim-Öğretim Yılında
Şanlıurfa genelinde ‘‘yarının annesi olacak’’ 50 bine yakın kız
çocuğu okula gönderilmiyor. İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet
KÜÇÜK’ün 04.05.2004 basın açıklaması)
Genelde Ülkemizde Özelde bölgemizde kadın ve erkeğin
mutlu yaşaması ,sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi , töre
cinayetlerinin yaşanmaması için
aileden başlayarak toplumda demokrasinin yerleşmesi,(baskıcı
davranışlar olumsuz etki yapıp aileden gördüğü olumsuz tutum ve
davranışlar negatif transfer olarak kendi çocuğuna
aktarılmaktadır). sürekli barışın sağlanması ,geleceğin annesi
olacak kız çocuklarının okula gönderilmesi kadınların ve
erkeklerin üretken bireyler olmasıyla sağlanabilir.
Montesquieu’un ‘‘Bir ülkede kadın ve erkeğin eğitimi eşit
olsaydı,onların güç ve başarıları da aynı olurdu’’ sözüyle…
SOSYAL HİZMET UZMANLARI DERNEĞİ
ŞANLIURFA ŞUBE BAŞKANLIĞI
|