 |
TUZLA GERÇEĞİ
İş Başmüfettişi ve Sosyal Hizmet
Uzmanı
Doğan KESKİN
|
Tuzla"da olanlar, Türkiye"nin ulaşmak istediği yerde olmaması
gereken şeyler. Ama oluyor. Arka arkaya ölümlü vakaların olması
elbette çok üzücü ama yoğun bir biçimde yaşanan bu vakalar, eğer
önlemler konusunda toplumu harekete geçirecek ve önlemlerin
alınması yolunu açacaksa bir anlam kazanmış olabilecektir.
Ölümlü iş kazalarının meydana gelmesinde, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin
önlemlerin alınamaması, uygun çalışma ortam ve koşullarının sağlanamaması
temel sebep, ama uygun çalışma ortam ve koşulları neden sağlanamıyor işte bu
konu önem kazanıyor. Aslında, medyadan da takip edilebileceği gibi ölümler
görüldükçe sorun alanları da kendiliğinden ortaya çıkıyor.
* Bir kere, aynı alanda altı yıl içinde geometrik
katlanan üretim artışı var. Dün bin kişinin çalıştığı yerde bugün yirmisekizbinbeşyüz işçi çalışıyor. Aynı yerde, onbin grostonilatoluk gemi
üretiminden seksenbin grostonilatoluk gemi üretimine geçiliyor.
* İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin önlemler alınmıyor, alınamıyor.
* Yoğun iş hacmı nedeniyle, normal günlük ve haftalık çalışma sürelerinin
çok üstünde çalışılıyor.
* Onlarca yıl öncesinden gelen taşaronluk müessesesi sanki Tuzla için
keşfedilmiş gibi. Yüzlerce taşaron ve binlerce taşaron işçisi Tuzla"da
çalışıyor.
* Örgütlenme özgürlüğü ve toplu iş sözleşmesi yapabilme hakları Tuzla"da
hayata geçirilemiyor.
* Avrupa Birliği normu olarak mülga İş Kanununa 2002 yılında girmiş olmasına
karşın 4857 sayılı İş Kanun ile işçi temsilciliği yasa metninden
çıkarılıyor.
* Çalışma koşul ve ortamını yerinde denetleyecek, takip edecek ve
gerektiğinde ilgili makamları haberdar edecek yetkilerle donatılmış işçi ve
işveren temsilcilerden oluşacak “işyeri kurulları” kurulamıyor, daha sınırlı
yetkileri olsa bile, mevcut iş sağlığı ve güvenliği kurulları
yaygınlaştırılamıyor.
* İşyerlerinde iş risklerinin varlığını olasılık ve sonuçlarıyla
değerlendirebilecek ve gereken önlemleri alabilecek bilgi ve bilinç
yeterince bulunmuyor. Sağlık ve güvenlik önlemleri maliyet arttırıcı masraf
olarak kabul ediliyor.
* İşyerlerinde, işçiler iş riskleri konusunda eğitilemiyor.
Bunlar, Tuzla Tersanelerinde yaşanan dramın ve genelde tüm iş kazalarının
ortaya koyduğu eksikliklerle ilgili tespitler. Bu tespitlerin her birisi
başlı başına önemli konular olmakla birlikte bu yazıda, iş riski olarak arka
planda kalan ama ihmal ve ihlal edildiğinde, iş kazaları için kaçınılmaz
sonuçları tek başına bir etmen olarak bile hazırlayan çalışma sürelerine ve
bunların denetiminde işyeri partnerlerinin önemine değinilecektir.
Tuzla örneğinde olduğu gibi tüm iş kazalarının alt yapısında, öne
çıkarılmayan ama sinsice var olan çalışma sürelerinin önemli olduğu
düşünülmektedir.
Uzun sürelerle ve yoğun çalışma doğrudan iş riskidir
Gemi İnşa Sanayi Birliği verilerine göre, Tuzla da halen 44 tersane
faaliyette bulunmaktadır. Tersanede çalışan işçi sayısı toplam 28500 olup
bunun 18042 si taşeron işçisi olarak çalışmaktadır. Sendikalı işçi sayısı
sadece 3383 dür.
Üstelik, verilen bu sayılara son altı yıl içinde ulaşıldığı ifade
edilmektedir. Belirli bir ortamda görülmekte olan işlerin altı yılda bu
yoğunluğa ulaşması geometrik artan iş hacmiyle ilgili olduğundan, kapasiteyi
zorlayan iş yoğunluğu nedeniyle, işin görülmesi sırasında dikkate alınması
gereken önlemlerin gözden kaçırılması kaçınılmaz olacaktır. Bu durumu herkes
kendi üzerinde deneyebilir. Olağan çalışma süresine sığdırılan işlerin bir
kat artması halinde bu artışı tolere edebilme yeteneğinin, on kat artması
halinde ne kadar korunabileceği tartışmaya açıktır.
Üstlenilen işin geometrik artışına karşın, iş gören sayısının yeterince
artmaması veya işgücüne olan gereksinimi azaltan teknik donanımdan
yararlanılmaması halinde çalışma standartlarından vazgeçilmesi kaçınılmaz
olacaktır. Bu gibi durumlarda ilk vazgeçilen standart da genel olarak
çalışma süreleri olmaktadır. Zaten yaygınlık kazanamamış haftalık 45 saatlik
çalışmanın böyle bir durumda korunmasını beklemek hiç gerçekçi değildir. Her
yeni işçi yeni bir maliyet getireceğinden, artan iş hacmi nedeniyle işgücü
kapasitesi arttırılmadığı sürece, geriye kalan çözüm, mevcut işçilerin
günlük ve haftalık çalışma sürelerinin normal sürelerin çok üstüne çıkması
olacaktır.
Kapasite zorlama
İşçiler, kapasite zorlamaları karşısında, işleri yetiştirebilmek için her
türlü sağlık ve güvenlik önlemlerini bir kenara bırakmak zorunda
kalacaklardır. Herkes, önlemlere uymanın işi yavaşlatacağını bilir. Bu da,
zaman kaybı ve maliyet artışı demektir. Maliyetler bu gerçeklere göre
hesaplanmadığından zaman kaybettirecek ama güvence sağlayacak her önlem göz
ardı edilmek durumunda olacaktır. Üstelik, bu işi bu koşullarda yapacak
büyük bir işsizler ordusu dışarıda hazır beklemektedir. İş bu noktaya
geldiğinde artık değil önlem almak, alınmış önlemlere uyularak çalışılmasını
beklemek dahi kimsenin aklından geçmeyecektir.
İş sağlığı ve güvenliği yönünden kazaya veya kayba yol açabilecek, tehlike
oluşturabilecek potansiyele sahip iş risklerinin olasılık ve sonuçlarını
değerlendirmekle yani, iş riski analizi yapmakla yükümlü işverenin kimyasal,
biyolojik, ergonomik, radyolojik vb. fiziksel riskleri algılamaktan
vazgeçtiği bu ortamda, esasen fiziki bir iş riski olan ama diğer risklere
göre daha soyut kaldığı için genellikle ihmal edilen iş süresinin, bir iş
riski olduğunu hatırlamasını beklemek ise hiç gerçekçi olmayacaktır. Kaldı
ki, doğrudan bir iş riski olan çalışma süresi, diğer kimyasal, biyolojik,
ergonomik, radyolojik riskleri tetikleyerek etkin hale gelmelerine neden
olabilecek dolaylı risk olma özelliği de taşımaktadır.
Süreler, şartlar
Bu durumda, uzayan iş sürelerinde ve iş yoğunluğunda kaçınılmaz olarak
gelişen ihmallerin ve dikkatsizliklerin ortak sonucu, en hafif ifadesiyle iş
kazası olarak adlandırılacaktır.
Nitekim Tuzla tersanelerinde gerçekleşen çalışma sürelerinin, esnek çalışma
bağlamında yetişkin işçiler için sınırlı olarak kabul edilmiş, gün içinde en
fazla 11 saatlik çalışma sınırının çok üstüne, hem de sürekli olarak
çıkıldığı anlaşılmaktadır.
Yine, bir iş riski olduğu için 20.00 ile 06.00 saatleri arasında yapılan ve
gece çalışması olarak adlandırılan çalışmalara getirilen 7.5 saatlik çalışma
süresi sınırına uyulmadığında da iş riski ile karşı karşıya kalınacağı
öngörülebilecek bir sonuç olacaktır.
İş riski oluşturabileceği öngörülen bazı işlerin günlük çalışma süresinin
yasadaki ifadesiyle, “sağlık kuralları açısından” 7.5 saat veya daha az
miktarlar olarak daha baştan sınırlandırıldığı görülmektedir (4857 sk.m.63)
Tuzla da yapılan işlerin pek çoğu bu kapsamda işlerdendir. Bu nedenle 7.5
saatin çok üstüne çıkan çalışma süreleriyle, iş kazalarının gündeme gelmesi
şaşırtıcı olmamalıdır.
Günde üç postayla çalışılan işyerlerinde, sağlık kuralları açısından
postaların haftada bir, en geç onbeş günde bir yer değiştirmesi ve gece
postasının mutlaka gündüz postasına alınması gerekmektedir. Sağlık kuralları
açısından postalar yer değiştirirken, 11 saat aralıksız dinlenmenin
sağlanması istenmektedir. Halbuki, haftanın yedi günü 45 saatten az
çalışılmayan işyerlerinde üç posta ile çalışılması halinde, istense bile
verilebilecek aralıksız dinlenme süresi en fazla 8 saat olabilecektir.
Dinlenme süreleri
Avrupa Birliği yönergelerine göre düzenlenmiş yönetmelikte, günlük dinlenme
süresi, aralıksız 12 saat olarak belirlenmiştir. Haftalık dinlenme,
istisnasız haftada bir gün en az 24 saat olarak uygulanacaktır. Yıllık izin
hakkı da, dinlenme amacına yönelik kullanılacak şekilde düzenlenmiştir.
Sonuçta, yasal olarak düzenlenmiş dinlenme hakları, bir taraftan işçilerin
çalışma sürelerini azaltırken bir taraftan da, dinlenerek zinde ve açık bir
zihinle işbaşı yapmalarını sağlamayı amaçlamaktadır.
Şu halde, iş riski denilince akla gelen kimyasal, biyolojik, ergonomik,
radyolojik riskler kadar, iş kazalarına yol açmaya neden olan bir risk
olarak çalışma sürelerine de özel önem verilmesi, hatta öncelikle bu
bağlantının taraflarca sindirilmesi sağlanarak, yasayla düzenlenmiş sürelere
uyulması konusunda azami özenin gösterilmesine çalışılması, daha önemlisi bu
bilincin içselleştirilmesi gerekmektedir.
Denetimin yeri ve önemi
Çalışma süreleri ve dinlenme haklarına ilişkin standartların ihmal ve ihlal
edilmesini önlemek için, yasa koyucu, işyerlerinin Devlet adına iş
denetimine tabi tutulmasını yasa hükmü olarak düzenlemiştir. Ancak, önemli
bir iş riski olduğu için standardize edilmiş yasal çalışma sürelerinin her
an için ihmal ve ihlal edilmesi mümkün olduğundan, harici bir denetim olan
iş denetimi ile bu ihlal ve ihmallerin varlığını yaşanırken saptamak her
zaman olanaklı olamamaktadır. Bunun sağlanabilmesi için belki sürekli olarak
işyerlerinde bulunulması gerekecektir. Harici denetimler için böyle bir
beklenti işin doğasına uygun olmadığı gibi nicel olarak da olanaksızdır.
Kaldı ki, denetim sırasında saptanan ihlal ve ihmaller, genellikle o andan
geriye dönük olacağından cezai yaptırım uygulanabilecek ve fakat yaşanmış
riskin işçiler üzerinde yaratmış olduğu etkiler geri alınamayacak,
kaldırılamayacaktır.
Bu nedenle, ayrı bir tartışma konusu olacak önemde olmasına karşın olaya
özgü olarak kısaca dile getirmek gerekirse, Avrupa Birliği ülkelerinde de
görüldüğü üzere, öncelikle işyerlerinde işçi ve işveren temsilcilerinden
oluşan ve işyerindeki çalışma koşulları ile ortamına ilişkin aykırılıkları
sürekli olarak saptayarak gereken önlemlerin alınmasını işverenden isteyen,
yerine getirilmemesi halinde ilgili makamlara bildirimde bulunma yetkisine
sahip “iş kurulları” nın oluşturulmasına gereksinim bulunmaktadır. Bugün
için İş Kanununda yer alan, iş sağlığı ve güvenliği kurulları ise, hem yetki
yönünden hem de yükümlülük taşıyan işyerleri açısından sınırlı bir oluşuma
sahiptir.
İşçi temsilciliği
Keza, işçi temsilciliğini düzenleyen ve 1993 yılında 3845 sayılı yasayla
kabul edilmiş 135 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesi ile işçi
temsilcilerine önemli görevler veren Avrupa Birliği yönergelerinden
(77/187;75/129;92/56) hareketle, 4773 sayılı yasayla 09.08.2002 tarihinde
mülga 1475 sayılı İş Kanununa girmesine karşın 4857 sayılı İş Kanunu ile
yasadan çıkarılmış olan “işçi temsilciliği” nin, hızla yeniden oluşturulması
gerekmektedir. Özellikle toplu iş sözleşmesi bağıtlamış sendika bulunmayan
işyerlerinde, çalışanların kendi aralarından seçerek belirleyecekleri işçi
temsilciliğine şiddetle ihtiyaç bulunmaktadır. Nitekim Gemi İnşa Sanayiciler
Birliği verilerine göre, Tuzla"da toplam 28500 işçi çalışırken, bunların
sadece 3383"ünün sendikalı olduğu anlaşılmaktadır.
Halbuki işçi temsilciliği yürürlükte olsaydı, bugün sendikanın giremediği
işyerlerinin hepsinde, taşeronlar dahil, en azından işçilerin kendi
aralarından seçmiş oldukları yasayla güvence altına alınmış,
yetkilendirilmiş işçi temsilcileri olacak ve bunlardan yararlanma olanakları
olabilecekti.
Daha önemlisi, tüm işyerlerine her an ulaşabilme olanağı bulunmayan iş
müfettişlerinin, işyerlerindeki söz konusu partnerlerden yararlanarak, iş
denetimlerini daha etkin ve verimli bir şekilde planlama ve programlama
olanağı ortaya çıkabilecektir.
Bu nedenle, işyerlerinde iş risklerini takip ederek alınması gereken
önlemleri işverene hatırlatacak, aksi takdirde ilgili makamları
bilgilendirecek, “iş kurulları” ve “işçi temsilciliği” gibi yeni oluşumların
ivedilikle gündeme getirilmesi yanında, tüm işçi ve işverenlerde iş sağlığı
ve güvenliği bilincinin oluşmasına, dinlenme haklarını kapsayan çalışma
sürelerinin de, kimyasal, biyolojik, ergonomik vb. Fiziksel iş risklerinden
olduğu gerçeğinin hafızalara girmesine çalışılmasının, iş kazalarının
önlenmesinde önemli rol oynayacağı düşünülmektedir.
Radikal Gazetesinde de yayınlanmıştır.
|